muska takmak caizmi?

MUSKA ASMANIN HÜKMÜ NEDİR?

1. Abdullah b. Mes’ud’dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna o şöyle demiştir:
(( أَنَّ نَبِيَّ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَكْرَهُ عَشْرَ خِصَالٍ: الصُّفْرَةَ يَعْنِي الْـخَلُوقَ، وَتَغْيِيرَ الشَّيْبِ، وَجَرَّ الإِزَارِ، وَالتَّخَتُّمَ بِالذَّهَبِ، وَالضَّرْبَ بِالْكِعَابِ، وَالتَّبَرُّجَ بِالزِّينَةِ لِغَيْرِ مَحَلِّهَا وَالرُّقَى إِلَّا بِالْـمُعَوِّذَاتِ وَتَعْلِيقَ التَّمَـائِمِ وَعَزْلَ الْـمَـاءِ بِغَيْرِ مَحَلِّهِ وَإِفْسَادَ الصَّبِيِّ غَيْرَ مُحَرِّمِهِ. )) [ رواه النسائي وأبو داود وضعفه الألباني في ضعيف النسائي]
“Allah’ın peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem- şu on hasleti çirkin görürdü:
1. Sarı renkli -safran gibi- güzel koku kullanmak.
2. Saç ve sakala düşen akları siyaha boyamak sûretiyle rengini değiştirmek.
3. İzarının (elbisesinin paçasını aşık kemiklerinden aşağıya sarkacak şekilde) uzun tutmak.
4. Altın yüzük kullanmak.
5. (Tavla oyunundaki olduğu gibi) zarlarla oynamak.
6. Kadının, kocası ve mahreminden başkasının yanına süslenerek çıkması (zinetini/ süsünü yabancı erkeklere göstermesi).
7. Felak, Nas ve İhlas sûrelerinin dışındaki şeylerden rukye yaptırmak.
8. Muskalıklar asmak.
9. Erkeğin, menisini hanımının fercine değil de dışarıya boşaltması (azil yapması veya hanımına fercinden değil de anüsünden/dübüründen yanaşması).
10. Erkeğin, çocuğunu emziren hanımıyla cinsel ilişkiye girmesiyle onu hamile bırakması sonucu annenin sütünün kesilmesine sebep olması.” (Nesâî, hadis no: 5880. Ebu Dâvu; hadis no: 4222. Elbânî; “Nesâî’nin Zayıf Hadisleri; hadis no: 3075’de hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir).
2. Abdullah b. Mes’ud’un hanımı Zeyneb, kocası Abdullah b. Mes’ud’dan -Allah ikisinden de râzı olsun- rivâyet ettiğine göre Abdullah b. Mes’ud şöyle demiştir:
“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i şöyle derken işittim:
(( إِنَّ الرُّقَى وَالتَّمَـائِمَ وَالتِّوَلَةَ شِرْكٌ، قَالَتْ: قُلْتُ لِمَ تَقُولُ هَذَا؟ وَاللهِ لَقَدْ كَانَتْ عَيْنِي تَقْذِفُ وَكُنْتُ أَخْتَلِفُ إِلَى فُلَانٍ الْيَهُودِيِّ يَرْقِينِي فَإِذَا رَقَانِي سَكَنَتْ. فَقَالَ عَبْدُ اللهِ: إِنَّمَـا ذَاكَ عَمَلُ الشَّيْطَانِ كَانَ يَنْخُسُهَا بِيَدِهِ، فَإِذَا رَقَاهَا كَفَّ عَنْهَا، إِنَّمَـا كَانَ يَكْفِيكِ أَنْ تَقُولِي كَمَـا كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: أَذْهِبِ الْبَأْسَ رَبَّ النَّاسِ! اشْفِ أَنْتَ الشَّافِي، لَا شِفَاءَ إِلَّا شِفَاؤُكَ شِفَاءً لَا يُغَادِرُ سَقَمًـا. )) [ رواه أبو داود وابن ماجه وأحمد والحاكم ]
“(Arapça yazılmayan ve içerisinde Allah’ın adı anılmayan) rukyeler, nazarlıklar
Câhiliyet devrinde kadınlar, göz değmesinden korumak için çocuklarının boyunlarına nazarlık asarlardı.İslâm gelince, müşriklerin bu bâtıl geleneğini ortadan kaldırmıştır.(M.Ş)
ve (kadını kocasına sevdiren) muhabbet muskalarının her biri, ya açıktan ya da gizli olarak şirke götürür.
2 Ukbe b. Âmir’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘i şöyle derken işittim:
(( مَنْ تَعَلَّقَ تَـمِيمَةً فَلَا أَتَمَّ اللهُ لَهُ، وَمَنْ تَعَلَّقَ وَدَعَةً فَلَا وَدَعَ اللهُ لَهُ )) [ رواه أحمد ]
“Kim,kendisine fayda verdiğine veya kendisinden zararı giderdiğine inanarak muska takarsa, Allah hayatta onun hiçbir işini tamamlamasın.Kim, kendisinden göz değmesini (nazarı) uzak tuttuğuna inanarak nazarlık takarsa, Allah ona rahatlık ve huzur vermesin.” (İmam Ahmed, hadis no: 16951.)
Değerli âlim Elbânî, “Daîfu’l-Câmi'” adlı eserinde hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir. Hadis no: 5703.
4. Ukbe b. Âmir el-Cuhenî’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
(( أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَقْبَلَ إِلَيْهِ رَهْطٌ فَبَايَعَ تِسْعَةً، وَأَمْسَكَ عَنْ وَاحِدٍ، فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللهِ! بَايَعْتَ تِسْعَةً وَتَرَكْتَ هَذَا؟ قَالَ: إِنَّ عَلَيْهِ تَـمِيمَةً. فَأَدْخَلَ يَدَهُ فَقَطَعَهَا فَبَايَعَهُ، وَقَالَ: مَنْ عَلَّقَ تَـمِيمَةً فَقَدْ أَشْرَكَ. )) [ رواه أحمد وصححه الألباني في سلسلة الأحاديث الصحيحة]
“Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e on kişilik bir topluluk (heyet) geldi. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunlardan dokuz kişinin biatını kabul etti ve birinden elini çekti.
Bunun üzerine onlar:
– Ey Allah’ın elçisi! Dokuz kişinin biatını aldınız da bunun biatını niçin almadınız? diye sordular.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
– Onun üzerinde muska (temîme) var, buyurdu.
Sonra elini o adamın elbisesine girdirip muskayı eline alıp parçaladı, daha sonra onun biatını kabul etti.
Ardından şöyle buyurdu:
– Kim muska (temîme) takarsa, Allah’a şirk koşmuştur.” (Ahmed; hadis no: 16969).
Değerli âlim Elbânî,”Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha” adlı eserinde hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. Hadis no: 492.
İkincisi:
Temâim, temîme kelimesinin çoğuludur ki bu; çocukların veya büyüklerin boyunlarına asılan veya kötülüğü -özellikle de göz değmesini- gidermesi veyahut da fayda vermesi için ev ve arabaların üzerine asılan boncuk ve kemikler bu türdendir.
Âlimlerin, muska çeşitleriyle bunların her birinin hükmü hakkında, içerisinde uyarılar ve faydalar bulunan görüşleri şunlardır:
1. Süleyman b. Abdulvahhab şöyle demiştir:
“Bilmelisin ki sahâbe ile tâbiîn ve onlardan sonra gelen âlimler, içerisinde Kur’an’dan âyetler veya Allah Teâlâ’nın isim ve sıfatları olan muskaların câiz olup-olmadığı konusunda görüş ayrılığına varmışlardır:
Bir grup, bu câiz değildir, demiştir. Bu, Abdullah b. Amr b. el-Âs ve başka kimselerin görüşüdür.Bu, zâhirine bakılırsa, Âişe’den -Allah ondan râzı olsun- nakledilen rivâyettir. Ebu Ca’fer el-Bâkır ve İmam Ahmed de bu görüştedir.
Hadisi, içerisinde şirk olan muskalara yorumlamışlardır.Rukye yapmak için içerisinde Kur’an âyetleri veya Allah Teâlâ’nın isim ve sıfatları olan muskalara gelince, derim ki:
Bu, zâhirine bakılırsa, İbn-i Kayyim’in tercih ettiği görüştür.
Başka bir grup, bu câiz değildir, demiştir. Abdullah b. Mes’ud ile Abdullah b. Abbas bu görüştedir.
Bu, zâhirine bakılırsa, Huzeyfe, Ukbe b. Âmir ve Abdullah b. Ukeym’in -Allah ondan râzı olsun- rivâyetidir.
Abdullah b. Mes’ud’un tâbiînden bazı arkadaşları ile Ahmed ve birçok ashâbının tercih ettiği başka bir rivâyette o ve ashâbı bu görüştedir.Son âlimler de böyle olduğunu kesin bir dille ifâde etmişlerdir.Bu hadis ile bu anlama gelen hadisi delil göstermişlerdir. Çünkü bu hadisin zâhiri, umumîdir (geneldir), Kur’an’dan olması ile Kur’an dışından olması arasında hiçbir fark yoktur. Buna karşılık rukye, farklıdır. Bunu pekiştiren şey ise, sahâbenin hadisi birlikte rivâyet etmeleri ve hadisin geneli ifâde ettiğini anlamalarıdır. Nitekim Abdullah b. Mes’ud’un görüşü de bu doğrultudadır.
Ebu Dâvud, Hamza b. İsa’dan rivâyet ettiğine göre, Hamza şöyle demiştir:
“Ben, Abdullah b. Ukeym’in yanına girdiğimde yüzünde bir kızıllık vardı.Bunun üzerine kendisine:
– Muska (temîme) takmaz mısın? dedim. Bunun üzerine o:
– Ondan Allah Teâlâ’ya sığınırız, dedi. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ تَعَلَّقَ شَيْئًا وُكِلَ إِلَيْهِ. )) [ رواه أحمد والترمذي ]
“Kim, kendisine fayda verdiğine veya kendisinden zararı giderdiğine inanarak muska, nazarlık ve buna benzer bir şey takarsa, Allah Teâlâ onu o taktığı şeyle başbaşa bırakır.”(İmam Ahmed ve Tirmizî).
İşte, âlimlerin, içerisinde Kur’an âyetleri veya Allah Teâlâ’nın isim ve sıfatları bulunan muska ve nazarlıkların asılması konusundaki görüş ayrılıkları bunlardır. Peki sahâbeden sonra insanların, şeytanların isimlerinden veya başka şeylerden yapılan rukyelerin asılmasına hatta onlara bağlanmaya, onlara sığınmaya, onlar için kurbanlar kesmeye, onlardan sıkıntı ve ihtiyaçlarını gidermelerini istemeye ve kendilerine iyilik getirmesini istemeye ne dersiniz? Oysa bütün bunlar, katıksız (hâlis) şirktir. Bu ise, -Allah Teâlâ’nın şirkten uzak tuttuğu ve koruduğu kimseler müstesnâ- insanlarda çoğunluktadır. Bu sebeple Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in zikrettiği, sahâbe ve tâbiînin üzerinde bulunduğu, onlardan sonra gelen âlimlerin de kitabın bu bölümü ile diğer bölümlerinde zikrettikleri şeyleri iyice düşünmelisin. Ayrıca son yetişen nesillerde meydana gelen şeylere baktığında günümüzde Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in dînini ve her şeyde onun garip olduğunu kendi gözlerinle görürsün. Bu durumu Allah Teâlâ’ya şikâyet ederiz.” (Teysîru’l-Azîzi’l-Hamîd; s: 136-138).
2. Değerli âlim Hâfız el-Hakemî -Allah ona rahmet etsin- de bu konuda şöyle demiştir:
“Muska ve nazarlıklar, Kur’an’ın apaçık âyetleri ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in sahih açık sünnetlerinden olursa, bu takdirde bunların câiz olup-olmaması konusunda, sahâbe, tâbiîn ve onlardan sonra gelen âlimler arasında görüş ayrılıkları meydana gelmiştir.
Seleften bazı kimseler, muska ve nazarlıkları câiz görmüşlerdir. Âişe -Allah ondan râzı olsun-, Ebu Ca’fer Muhammed b. Ali ve seleften başka âlimler bu görüştedirler.
Bazı kimseler ise, muska ve nazarlıkları câiz görmemişlerdir. Abdullah b. Ukeym, Abdullah b. Amr, Ukbe b. Âmir, Abdullah b. Mes’ud -Allah onlardan râzı olsun- ve onun arkadaşları el-Esved, Alkame ve onlardan sonra gelen İbrahim en-Nehaî ve başka âlimler -Allah onlara rahmet etsin- bu görüştedirler.
Hiç şüphesiz muska ve nazarlıkları câiz görmemek, özellikle de şu günümüzde sakıncalı inanca sebep olan yolu tıkamak içindir. Zirâ îmân, sahâbe ve tâbiînin kalplerinde dağlar gibi olmasına rağmen, onlar, o kutsal dönemlerde muska ve nazarlıkları çirkin gördüklerine göre, günümüzde -fitne ve belâların yoğun olduğu şu zamanda- muska ve nazarlıkları çirkin görmek, daha yerinde ve daha uygun bir davranış olması gerekir.Câhil kimseler, bu ruhsatlarla haramların özüne ulaştıkları ve bu haramları bir hîle ve vesile olarak gördükleri halde, muska ve nazarlıklar nasıl çirkin görülmesin ki?
Bunlardan birisi de onlar muska ve nazarlıklara âyet, sûre veya besmele gibi şeyler yazmakta, sonra da onun altına, onların kitaplarını okuyanlardan başka hiç kimsenin bilmediği, şeytanî tılsımlar koymaktadırlar.
Yine, onlar insanların kalplerini, Allah -azze ve celle-‘ye tevekkül etmekten çevirip elleriyle yazdıkları şeylere gönülden bağlanmaya yönlendirmektedirler.Hatta onların çoğu, başlarına bir şey gelmediği halde asılsız haberler çıkararak onları ürkütürler.
Örneğin onlardan birisi, kendisine tutulduğunu bildiği kimsenin malını, hîle ile almak istediği zaman ona gelerek şöyle der:
– Senin âilene veya malına veyahut canına şöyle şöyle belâlar gelecektir.
Veya ona şöyle der:
– Seninle beraber (yanında) cinlerden bir arkadaş vardır.
O kimseye şeytânî vesveseden birtakım şeyleri vasfeder ve kendisinde doğru ferâset olduğu izlenimini verir.Ona çok şefkat ve merhamet duyduğunu ve onun yararına olan şeyleri kazanması için gayret ettiğini söyler durur.Ahmak ve câhil kimsenin kalbi bu anlatılan sözlerin korkusuyla dolunca, Rabbinden yüz çevirir, kalbi ve bütün bedeniyle o deccâle dönüp ona sığınır ve Allah -azze ve celle-‘ye itimat etmesi gerekirken ona itimat eder.
Ardından ona şöyle der:
– Sana vasfettiğim şeylerden çıkış yolu nedir?
– O şeyleri defetmenin (savmanın) hîlesi nedir?
Sanki zarar ve fayda vermek, kendisinin elindeymiş gibi.
İşte bu anda onun emeli gerçekleşir ve onun için belki sarfetmek istediği hevesi daha da büyür.
Bunun üzerine ona:
– Sen bana şunu şunu verirsen, o muskadan sana yazarım. Onun uzunluğu ve genişliği şu kadardır, diyerek muskayı ona vasfeder, güzel ve yaldızlı sözler söyler ve bu muska, şu şu hastalıklara engel olur, der.
Sen bu muskanın, bu inançla birlikte küçük şirk olduğunu görmüyor musun?
Hayır! Hatta bu davranış, Allah Teâlâ’dan başkasını ilah kabul etmek, ona ibâdet etmek, O’ndan başkasına dayanmak, O’ndan başkasına sığınmak, yaratılanların fiillerine güvenip itimat etmek ve onları dînlerinden soyutlamak demektir.
Şeytan, insan şeytanlarından olan kardeşleri aracılığı olmadan bu gibi hîlelere gücü yeter mi?
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
قل من يكلؤكم بالليل والنهار من الرحمن بل هم عن ذكر ربهم معرضون[ سورة الأنبياء الآية: ٤٢]
“(Ey Peygamber! Azabın bir an önce gelmesini isteyen kimselere) de ki: Rahmân'(ın azabın)dan sizi gece-gündüz (uyku ve uyanık hâllerinizde) kim koruyacaktır? Aksine onlar, Rablerini anmaktan yüz çevirirler (Kur’an’dan gâfildirler).” (Enbiyâ Sûresi: 42).
Ayrıca o muskaya, şeytânî tılsımlarıyla birlikte Kur’an âyetlerinden bazı şeyler yazıp abdestsiz olarak onu asmaktadır.Bu kimse, başına küçük ve büyük hades gelmesine rağmen sürekli bu muskayı üzerinde taşımakta, onun içindeki şeyleri hiç kutsal saymamakta ve ona saygı göstermemektedir.
Allah’a yemîn olsun ki, müslüman olduklarını iddiâ eden bu zındıkların, Allah’ın kitabını hafife aldıkları kadar, Allah’ın düşmanlarından hiç kimse onu bu kadar hafife almamıştır.
Yine Allah’a yemîn olsun ki Kur’an-ı Kerim, okunması, ona göre hareket edilmesi, emirlerinin yerine getirilmesi, yasaklarından sakınılması, haber verdiği şeylerin tasdik edilmesi, helal ve haram sınırlarının aşılmaması, darb-ı mesellerinden ibret alınması, kıssalarından öğüt alınması ve onlara îmân edilmesinden başka bir gâye için inmemiştir. Çünkü bütün bunlar, Rabbimiz Allah Teâlâ katındandır.
Bu kimseler ise, Kur’an-ı Kerim’in bütün bunları boşa çıkarmışlar ve helal olana değil de haram olan şeylere ulaşabilmek için Kur’an-ı Kerim yoluyla kazanç elde etmek için onu arkalarına atıp terketmişlerdir.Şayet bir kral veya emir, velâyeti altında bulunan bir kimseye bir yazı yazıp: Bunu yap ve şunu terket, senin tarafında olanlara şunu emret ve onları şu şu şeyleri yasakla, demiş olsaydı, bu kimse o mektubu alıp okumayıp ondaki emir ve yasakları iyice düşünmemiş ve onu, tebliğ etmesi gereken kimselere tebliğ etmemiş, aksine o mektubu boynuna veya pazusuna asar ve ondaki hiçbir şeye aldırmamış olsaydı, kral bu davranışından dolayı onu mutlaka en şiddetli bir şekilde cezalandırır ve en acıklı azaba uğratırdı. O halde şu sıfatlara sahip, göklerin ve yerin hâkimi Allah Teâlâ’nın cezalandırması ve azabı nasıl olur?
“En yüce sıfatlar Allah’ındır.O, (mülkünde) güçlüdür, (kâinattaki işleri idâre etmede) hikmet sahibidir.” (Nahl Sûresi: 60).
“Dünya ve âhirette hamd, yalnızca O’nadır. (Yarattıkları arasında) hüküm vermek, O’na âittir.(Ölümden sonra hesap ve cezâ için) dönüş de yalnızca O’nadır.” (Kasas Sûresi: 70).
“(Kıyâmet günü) bütün işler, O’na döndürülür. (Ey Peygamber!) O halde yalnızca O’na ibâdet et ve O’na dayan (her işini O’na havale et)! ” (Hud Sûresi: 70).
“(Ey Rasûl! Müşrikler ve münâfıklar sana îmân etmekten) yüz çevirirlerse, (onlara) de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. Ben, O’na dayandım (her işimi O’na havale ettim).O, yüce Arş’ın sahibidir.” (Tevbe Sûresi: 129).
Muskalar, Kur’an ve sünnet dışından bir şeyle olursa, bunları asmak, şüphesiz şirktir. Hatta bu muskalar, müslümanı İslâm’dan uzaklaştırma konusunda fal ve şans okları mesabesindedir.
Muskalar,havas kitapları yahudilerin tılsımları veya heykellere, yıldızlara ve meleklere tapanların ve cinleri kullananların tılsımları olursa veyahut boncuklar, kazıklar, demirden halkalar gibi, Kur’an ve sünnet dışından bir şeyle olursa, bunları asmak, şüphesiz şirktir. Zira bu gibi şeyler, dînen kullanılması mübah olan sebeplerden veya bilinen ilaçlardan değillerdir. Hatta bu gibi şeyleri kullanan kimseler, bunların özellikle şöyle şöyle acıları giderdiklerine katıksız bir şekilde inanırlar. Bu kimseler, putperestlerin, putları hakkında inandıkları şeyin aynısını bu muskalar hakkında inanmışlardır. Hatta bunlar, câhiliye dönemindeki arapların câhilî şeylerinde kullandıkları fal ve şans oklarına benzemişlerdir ki onlar, bir şey yapmak istedikleri zaman fal okunu üçe bölerlerdi: Birisinin üzerine: Yap, ikincisinin üzerine: Yapma, üçüncüsünün üzerine ise: Tekrar dene, yazılırdı. Eğer elinde “yap” çıkarsa, işine devam ederdi, elinde “yapma” çıkarsa, o işi bırakırdı, elinde “tekrar dene” çıkarsa, yeniden fal oklarını kullanırdı. Allah Teâlâ’ya hamdolsun ki O, bize bundan daha hayırlısıyla değiştirmiştir o da İstihâre namazı ile İstihâre duâsıdır.
Bu anlatılanlardan kastedilen: Kur’an ve sünnetten olmayan bu muskalar, müslümanı İslâm’dan uzaklaştırmada bozuk inanç ve şeriata aykırı olduğu için fal ve şans oklarının ortağı ve benzeri mesabesindedirler. Çünkü gerçek tevhîd ehli (muvahhidler), bu gibi şeylere en uzak olan kimselerdir. Onların kalplerindeki îmân, bu gibi şeyler, onların kalplerine giremeyecek kadar büyüktür. Onlar, Allah Teâlâ’nın dışında bir şeye tevekkül etmekten ve O’ndan başkasına güvenmekten daha büyük konuma ve daha kuvvetli îmâna sahiptirler. Muvaffakiyet, Allah Teâlâ’dandır.” (Meâricu’l-Kabul; c: 2, s: 510-512).
Muskalar, Kur’an ve sünnetten yapılmış olsa bile câiz olmadığıdır
3. Dâimî Fetvâ Komitesi bu konuda şöyle demişlerdir.
“Kur’an’dan olmayan muskaların haram olduğu konusunda âlimler ittifak etmişlerdir. Kur’an’dan olan muskalar konusuna gelince, âlimler bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Kimi âlimler, bu muskaları asmayı câiz görmüş, kimisi ise haram görmüştür. Bu konuda gelen hadislerin genel oluşu ve şirke götüren yolu tıkaması sebebiyle, muskaları asmayı haram görmek, daha tercihlidir. Abdulaziz b. Baz, Abdullah b. Ğudeyyân ve Abdullah b. Kuûd.” (Dâimî Fetvâ Komitesi Fetvâları; c: 1, s: 212).

“Bu dalâlet (sapıklık), günümüzde bedevîler, çiftçiler ve bazı şehirli insanlar arasında hâlâ yaygın bir durumdadır. Bunun bir benzeri de, bazı şoförlerin arabalarının önlerine ve aynanın üzerine astıkları boncuklardır.Bazıları ise arabasının önüne veya arkasına eski bir at nalı asmaktadırlar.Yine başkaları evinin veya dükkanının önüne at nalı asmaktadırlar. Bütün bunları, göz değmesini (nazarı) kovmak için yaptıklarını iddiâ etmektedirler. Bunun dışında daha büyük belâ ve musibetler de vardır ki bunların da sebebi, tevhîdi bilmemek ve tevhîde aykırı olan şirkî amellerdir. Zira peygamberlerin gönderilmesi ve kitapların indirilmesindeki gâye, putperestlerin amellerinden olan bu gibi şeyleri ortadan kaldırıp yok etmektir.Günümüzde müslümanların câhil kalmalarını ve dînden uzaklaşmalarını, Allah Teâlâ’ya şikâyet ederiz.” (Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha; c: 1, s: 490-492).
Yine en iyisini Allah Teâlâ bilir.
not alıntıdır

BÜYÜ NAZAR CİN MUSALLAT PANİKATAK DEPRESYON BELİRTİLERİ

BEDENİNDE BÜYÜ.NAZAR. CİN OLAN KİŞİDEKİ BELİRTİLER
TEDAVİSİ RUKYE KURAN ŞİFA .TERAPİST :ADİL RAMAZANOĞLU İSTANBUL RUKYE +905412757580

Cin insanın bedenine girdiği andan itibaren(kendi isteği veya büyü yoluyla) kişide aşağıdaki belirtilerden en az üç beş tanesi görülür.Bunlar muska ve başka türlü büyü yapılanlarla aşağı yukarı aynıdır.

A-FİZİKSEL BELİRTİLER:
1-Tıbben nedeni bulunamayan ,devamlı,yarım veya tam baş ağrısı.Başın üzerinde bir yerin acıması.Baş dönmesi,sersemlik hissi,düşecek veya bayılacak gibi olma.
2-Kulakta ve/veya kafanın içinde çınlamalar ,uğultular.
3-Kafanın içinde oluşan tuhaflıklar,beynin şekilden şekile girmesi hissi.
4-Nedensiz ve doktorun tespit edemediği göz ağrıları ve yanması.Gözlerin üzerine bir ağırlığın gelmesi.
5-Kollarda ,bacaklarda veya vücudun çeşitli yerlerinde uyuşmalar,titremeler,sarsılma ve itilme hissi,yanmalar ,karıncalanmalar,diken diken olma halleri. El,kol,baş gibi organların istem dışı oynatılması.El;kol veya bacakların kasılması.
6-Sırt bölgesinde veya vücudun değişik yerlerinde gezici ağrılar.
7-Bazı cinler sara hastalığı yapabilir.Bu durum İbn-i Sina’nın “Kanun” isimli kitabında da yazılıdır.Bunlar kuvvetli cinlerdir.Rahatsızlık başladığı anda cin insanın başındadır ve beyne hükmeder. Sara hastalığı sadece cinden değil tıbbi de olabilir.Tıbbi saranın tedavisi doktor tarafından yapılır.
8-Genç kıza büyü yapılırsa veya cin kıza aşık olup bedenine girerse;o kızda huysuzluklar,ailesine karşı gelmeler,evlenmeme isteği,kimseyi beğenmeme durumları oluşur.Bazıların da ise,cin , kızın yüzünde bacaklarında ve vücudunun çeşitli yerlerinde sivilceler çıkarır.Bu sivilceler ilaçla geçmez.
9-Cinler yapıları itibarı ile ,insanın damarlarına girip kanı ile beraber dolaşabilmektedir.Bu nedenle doktor tarafından muayene edilip tedavi edilemeyen bazı hastalıkları cinler yapabilmektedir.
10- HAMİLE KALAMAMA: Bir bayanla ,bir erkeğin üreme organlarında tıbben bir engel bulunmamasına rağmen hamileliğin gerçekleşmemesi.
11-DÜŞÜK YAPMA: Bu durumda da bayan hamile kalır fakat belli haftalarda düşük yapar.Bu düşük haftaları her hamile kalışta ,ortalama aynı zamana rastlar.Daha sıkıcı ve üzücüdür.Tıbben düşük yapmaya bir engel yoksa ve yinede düşük oluyorsa,anlaşılır ki cenini cin düşürtmektedir.Cinin belli haftalara kadar bekleyip cenini etkilemesinin amacı,insana acı ,üzüntü ve eziyet çektirmek içindir.Belirtileri,hamilelik süresi içinde sırt ağrıları,halsizlik ve kabızlık olabilir.(herkeste aynı şeyler yaşanmayabilir.)
Düşüğün sebebi cin ise,çıkarıldığında veya öldürüldüğünde kadın Allah’ın izniyle bir daha düşük yapmaz.Eğer bir cinciye giderseniz,hamile kalamayan bayanlara uyguladığı şeytani işlerin aynısını yapar ve netice alamazsınız.Üstelik sağlığınız da tehlikeye girebilir.Tıbbi olmayan hamile kalamamanın ve düşük yapmanın nedeni cinlerden ise;Kur’an’ı kerim’den ilgili ayetler okunarak bu cinler imha edilerek sonuç alınır.Bunun dışındaki hiçbir yöntemden şifa bulamazsınız.
Bu tür olaylarda tedaviyi ilk önce tıpta arayınız.Eğer çözüm bulamazsanız bize başvurunuz.Kesinlikle cinci ve büyücülerin usül ve yöntemlerini denemeyiniz.Aksi halde başka rahatsızlıklara yakalanabilirsiniz .
12-Taşıt araçlarına binememe.
13-Üşüme ,ürperme ve ateş basmaları.
14-Doğum yaptıktan kısa bir süre sonra;öfkelenme,içe kapanma,uyuyamama,yemek yiyememe,etrafında çeşitli hayvanlar görme,konuşmama,ağlama,huzursuzluk ve saldırgan davranışlar ile etrafındakilerin kendisine zarar vereceklerini düşünme.Cinsel isteksizlik.
15-Vücutta sürekli dolaşan,yer değiştiren bir şeyin olması.
16-Yemek yiyememe veya aşırı oburluk hali.(diğer belirtilerle beraber)
17-Erkekte cinsel isteksizlik olması.Birdenbire,sebebi olmadan eşini beğenmeme,ondan nefret etme,bazen yüzünü değişik şekillerde görme,organının sertleşmemesi ve buna bağlı olarak cinsel ilişkiye girememe.Bazen bu durum yeni evlilere yapılır.Buna “bağlama büyüsü “denir.Eğer cin karı kocayı ayırmak için yapılmışsa,başka kadınlarla ilişkiye girebilir.O zaman da cin ve büyü olayı kimsenin aklına gelmez.Sebepler başka yerde aranır.
18-Kadında cinsel isteksizlik olması.Nedeni olmadan ,aniden eşini beğenmeme,ondan nefret etme,yüzünü değişik şekillerde görme.Cinsel ilişki sırasında bacaklarını kapatıp ilişkiyi tamamlatmama.Yeni evli kadınlara da “bağlama büyüsü” yapmaktadırlar.
İster erkeğe ,ister kadına yapılsın bu tür büyüler Allah’ın izniyle çözülür.
19-Kekemelik.Bu rahatsızlığı yapan kuvvetli cinlerdir.Kişinin çene ve diline etki edip onu kekememe yapmaktadırlar.
20-Sırt ve bel kemiklerinde ağrılar sızılar olması
21-Tıbben nedeni bulunamayan mide ağrıları ve şişkinlik,
22-Evlenmeye aday şahsı çirkin bir surette görmek.Aniden ondan nefret etmek,soğumak.

B-RUHSAL BELİRTİLER:
1-Devamlı iç huzursuzluğu,olanakları olduğu halde hiçbir şeyden zevk alamama,karamsar olma.
2-Göğüste sıkıntı,ara sıra nefes almakta güçlük çekme,boğuluyormuş gibi olma.Kalbin sıkışması,kalp krizi geçiriyor hissinin olması.(Gerçekte kalbinizde bir sorun yoktur.)
3-Vücudun bazı bölgelerinde bir şey geziyormuş hissi oluşması ve ağrıyla beraber tedirginlik yaşama.
4-Banyoya girildiğinde,çok çabuk çıkma veya uzun kalma isteği.Başını sabunladığında sanki birisi gözetliyormuş hissine kapılıp gözlerini açma.Bazılarında, isteği olduğu halde banyoya çok zor girme olur.
5-Özellikle geceleri ve/veya yalnız kalındığında arkadan birisi takip ediyormuş hissi oluşması.
6- Kendi kendine veya kişinin içinde olan konuşmalar.Bazen bu konuşmalar dışarıdan geliyormuş gibi olup bazı seslerin kulağa gelmesi.Kişiye kendi adıyla seslenilmesi ancak ortada kimsenin gözükmemesi.(Bunları yapan bedendeki cindir.Yapısı itibarıyla kendini dışarıda gösterebilir ve dışarıdan geliyormuş gibi sesler çıkarabilir.)
7-Akla devamlı kötü fikir ve telkinlerin gelmesi.(vesvese) (Yüksek bir yerden atlama duygusu ve ölüm korkusu olması vb. )
8-Tuvalette uzun kalma isteği.
9-Evinin ve işyerinin içinde birtakım varlıklar,şekiller ve insanlar görme.Ev eşyalarını değişik şekillerde görme.
10-Hiçbir neden yokken iş yerine gitmeme isteğinin oluşması.Çok sevdiği işinden zevk alamama.İşini zorla yapma.Mesai arkadaşlarına kötü gözle bakma ve onları kırma.
11-Abdest almakta ve namaz kılmakta isteği olduğu halde zorluk çekmek ve dini görevlerini yapamama.Namaza durulduğunda sanki birisi itiyormuş hissi oluşması.Başlanılan namazı ortasında sıkıntıdan bırakma.İçinden dini değerlerimize karşı olumsuz sözlerin söylenilmesi ve /veya hissi gelmesi.Ezan ve Kur’an’ı Kerim dinlenememesi.
12-Devamlı insanlardan kaçıp yalnız kalma isteği.Bazen odanın perdelerini kapatıp karanlık yerde oturma isteği.Veya topluma katılma isteği olup,başkalarını kırma,özürleri kabul etmeme.
113 rüyada devamlı cinsel ilişki

14-Her an kötü bir şey olacakmış,kötü bir haber alacakmış hissinin olması.
15- Aklını kaybetme ve çıldırma korkusu.
16-Kendine güvenin azalması,yok olması,insanların kendini sevmediğini düşünme.
17-Sebepsiz ağlama hissi olması veya ağlayamamak.
18-Sürekli dalgın,yorgun ve bitkin bir ruh halinin olması.
19-Duygularda süreklilik olmaması.Bir gün bir şeyin sevilmesi,ertesi gün aynı şeyden nefret edilmesi.Veya geçmişte çok sevdiği bir şeyi aniden sevmeme.(sevdiği yemeği yiyememe gibi.)
20-Eşler arasında problemler.Erkeğin kadını,kadının erkeği veya her ikisinin birbirini hiçbir neden yokken istememesi.Birbirlerini değişik suretlerde görmeleri.Çabuk hiddetlenmeler,bir arada durmakta güçlük çekme.Çocuklara karşı ilgisiz kalma.
21-Bazen,gözlerini kapadığında,karanlıkta bir göz belirmesi ve/veya yaklaşması.
22-Gizli güçlerinin olduğunu düşünme…
23-Dejavu (Yaşanılan bir olayı daha önce yaşamış, görülen bir yeri daha önce görmüş hissinin oluşması.
24-Ekminezi (Kişinin eskiden yaşadığı olayları,en ince ayrıntısına kadar yeniden yaşaması olayı.Reenkarnasyonun önemli kanıtlarından sayılır.)
25-Takıntılar; Elleri aşırı şekilde yıkama,Aşırı temizlik yapma duygusu vb.
26-Ataklar yaşama; Fiziksel, ruhsal ve uykuda yaşanılan bu olayların tamamı aslında ataktır.Fakat hepsi birden yaşanmaz.Kişiye göre değişir.Bazılarının daha az, kiminin daha çoktur.

C-UYKUDA GÖRÜLEN BELİRTİLER:
1-Uykusuzluk çekme.Derin uykuya dalamama.Yorgun yatılır yorgun kalkılır.Bazen gece yarısı uyku kaçar sabaha kadar uyunamaz.
2-Bazılarında uykuya düşkünlük olur.kendini ne kadar zorlarsa zorlasın gündüz bile uyumak istenmesi.Uyunmasına rağmen yorgun ve bitkin bir halin olması.
3-Uykuda dişlerini gıcırdatma,ah çekmeler,sayıklamalar,korkarak bağırarak uyanma.
4-Uykuda,geçmişi ile ilgili hatırlamak istemediği olayları sık sık görme.
5-Kötü,rahatsız edici rüyalar görme.Rüyada bazı hayvanlar saldırır,çirkin suratlı kişiler korkutur.
6-Rüyada,aşırı kısa boylu ve aşırı uzun boylu kimseler görülür.
7-Rüyada,sık sık cinsel ilişkiye girme ve sabah kalkıldığında gusül abdesti alma ihtiyacının görülmesi.
8-Rüyada,tanımadığın kişilerle konuşmak ve bunların yapman için telkinler vermesi.
9-Uyku halinde yataktan kalkıp uyur vaziyette evde gezmek,bazen evin dışına çıkmak.
10-Uyku halinde göğsünün üzerine bir ağırlığın oturduğunu hissetmek ve sıkıntı duymak.(Karabasan)
11-Kötü bir rüya sonrası kalkamamak,elini kolunu kıpırdatamamak,yanındakine bile seslenememek.
12-Rüyada,kan gölünde veya denizinde ve pis harabelerde yürümek,gezmek.
13-Rüyada alçak ve yüksek yerlerden düşmek.
Rüyada ve uykuda bu olaylar yaşanmışsa,sabah kalkıldığında ,insanda bir mutsuzluk,huzursuzluk,biraz korku,baş ağrısı,tedirginlik ve yorgunluk olur
.www.rukyekuranterapisi.com

RUKYE NEDİR?

Rukye kuranda bazi sure ,ayet, dua şifa ayetleri ve peygamber a.s v dualarinin okuyarak dua ederek hastaya sürekli okuyarak tekrar ederek Allah cc şifa istemeye denir.
1 .Helal olan rukye :sure ,ayet, dua şifa ayetleri ve peygamber a.s v dualarinin okuyarak dua ederek hastaya sürekli okuyarak tekrar ederek Allah cc şifa istemeye denir.
2 .Şirk olan rukye :içinde kuran sünnet olmayan ve içinde şeytan dan cin isimleri melek isimlerinden yardım dileyerek çeşitli vefk ve tılsımlar yoluyla cinleri şeytanları  kullanarak yapilmiş olan
3.HARAM olan ,içinde şeytana ibadet yok çeşitli vefk ve ebced hesaplariyla yapilan 
1.BÜYÜ yapilmiş hastada yapilan büyü bulup imha etmek yoluyla iyileşen hastalarimiz bu alimlerimizde belirtimiş en kolay yöntemdir .
2.RUKYE :büyü bozan ayetler ve nebevi dua esmaul hunsa isimleriyle yapilan dualarla habis ruhları bedenden çikartilmak selvi ruhlarla mumkundür ,selvi ruhlar melekler rukye büyü bozan ayetler okununca ALLAH cc görunmez ordulariyla büyünün hükmünü iptal edip  hastaya şifa vermesi olur
3. Çeşitli bitki ve z.yağ ,hacamat yapilarak tedavi edilmesi
RUKYE yapacak kişi hastaya rukye yapar ve rukye esnasında hastadaki sihrin çeşidini ögrenip ona göre programyapmasi hastayada evinde yapacak proğrami yapmasi tavsiye  eder .1 hafta yapacak program dan sonra tekrar tedaviye alır iyileşmelere göre devam eder.sihir ve cin aşik olmasi tedavisi en zor tedavilerden bir tanesıdir sabir sebatla rukyecinin proğramina devam etmesi gerekir adım adım iyileşmeler sürer bazen 1 .2 .3 seansta iyileşmeler yüzde 50 ile 80 arası olur hasta bunu yüzde yüz zanneder tedaviyi bırakır ,oysaki bu tür hastalar 3. İle 6 ay veya bir sene rukyecinin vereceği programa göre tedavisi takip eder.
Acemi rukyeciler hastaya fayda vereceğine içindeki cini azdırabilir kontrol edemez ve cin hastaya savaşi açiktan yapar ,kişi kendi kendine de yapmaya kalkarsada cin azginlardansa hastayı daha sıkıntıya sokabilir tecrubesi olan bu ilmi teoride pratikte olanlar bu azginlaşma döneminde hastasını nasil kontrol edeceğini bilir ona göre davranir
SİDR (arap eriği)yapraği yeşil olan yada kurutulmuş olup toz haline getirilmiş 7 yaprak ezerek yada toz haline getirilip ,biraz su alip sihir bozan ayetler okur üfler rukyecinin okudugu verdiği suyu çoğaltir .bu su dan 3 yudum içilir ve bu su  sidr tozu katilarak çoğaltılır gusul alinır .7 gün üst üste tekrarlanir .gerekirse 21 veya 40 günde yapilması tavsıye edilir.sidr bulamazsa defne yapraği toz halinde onunlada yapabilir .
ZEYTİNYAĞİ:Rukye okunur üflenir banyo dan sonra vucuda masaj yapilarak krem gibi sürülür ,ağrıyan yerler ovularak yapilir 24 saat sonra tekrar rukyeli su bile banyo yapilir yağ tekrar sürülür7.21 ve 40 gün e kadar sürülebilir .sabah akşam bir çorba kaşiği içilmesi tavsiye edilir.
MİDEDEKİ SİHRİN ATILMASİ VE KANDAKİ SİHRİN TEMİZLENMESİ
1.SİNAMEKİ ÇAYI:3 SU bardaği su kaynatılır bir tutam sinameki çayı ve 1 kaşik rezene çayı atarak demlenmeye birakilir ilik bir şekilde aç karnına 3 su bardaği içilir istenirse tatlandiricilarla tatlandirilabilir bal pekmez v.s 6 .7 saat sonra hafif bir karın ağrisi olur buda geçicidir ishal olunur ishal olunup ,sihir maddesi mide ve bağırsaklardan atılır,bu 3 günde bir tekrara edilir ve haftada bir sonra tekraralanir taki midedeki şişkinlik kabızlık yapan sihir maddesi atılır bu işlem yedirilmiş içirilmiş ve mide bağirsaklarda olan sihir için bazen nazarda geyirmelere sebeb olur bunun içinde tavsiye edilir.
2:ACI CEHRE TOHUMU :Bu tohumda bağırsaklarda kabızlığı sihir maddesinin atılmasını sağlar ,3 adet acı cehre  ezilir yada çiğnenir su ile yutulur ,bir saat sonra müthiş ishal eder ve 4. 5 defa sürekli tuvalette gitmeye sebeb olur ,dikkat edilmesi ishalden sonra  en az 1 litre su içilmesi bol bol su içilmesi vucudda sıvı kaybına yol acar ,3.adetle ishlolmayanlar 3.5 .7.9 artırabilir.hergün değil en erken 3 günde bir yapılmasi 3. 4 defa dan sonra haftada bir yapilmasi tavsiye edilir
3.MEYAN KÖKÜ ŞERBETİ:2.LT Suyu kaynat  100 gr meyankökü at demlesin 2 .3 saat beklesin ,rukyeli su yada sihir bozan ayetler okunur  günde 4 su bardaği sabah öylen ikindi akşam olarak aç  yemekten 1 saat evvel içilmesi  bunu düzenli olarak 40 gün yapilirsa faydasını göreceginizi ve bağirsaklardaki sihir maddesini söküp atilmasina sebeb olur kantemizler kabizliği giderir inşaAllah
4: HACAMAT :Hacamat yapılmasıda sihir sebebiyle kirlenmiş kan temizlenmesi ve vucuddan atılması ,özellikler baş kısmında 3 .nokta kafa arkasi ,kulak arkasi her iki taraf ,sırt bölgelerinde tarama yapılarak sırtta siyahlaşmiş sırta dokununca parmak izi şeklinde iz bırakir kirli kanli olanlar,hacamat bölgeleri ,zaten belli hacamatcılar bilir komle yapilmasi bu 2  veya 3 seferde yapılırsada olur 15 gunde bir arayla bazı hastalara 3 ,bazıları 5 ,7 ,9 ,11kupa yapılabılır hastanın bünyesine göre ,sihirli hastalarda genelde kan değerleri düşük olur bunları  az kupa yapılır 3. 5 bir seans ta sonra 15 gün sonra tekrar yapılır .kuvvet macunu tavsiye ederiz  ,kansızlık halsizlik için, aktardan alınıp yemesi için kuvvet macunu ister aktar yapar ister kendisi toz halinde aktardan alır  bal pekmezle karıştırılır .günde 4 defa yenilmesi tavsıye edilir .

BU TEDAVİDE DİKKAT EDİLMESİ:önce ALLAH cc kulluk onu tevhid ile birlemesi şirk ve şirk ehlinden beri olmasi ,5 vakit namaz kılmasi ,bayansa tesettürüne dikkat etmesi, haramlarda sakınması çarşi Pazar ve kalabalik ortamlardan uzak durması fesad ehli olanlarla dostluk etmesi Salih Saliha arkadaş bulup nasıhatleşmesi ,dilini,kalbini mumınlere karsi korumasi giybet çekiştirmek ,hased etmekten sakınması,kuran okumasi özellikle bakara suresi  okuyup yada dinlemesi rukye ayetleri dinlemesi,sabah akşam zikirleri okumasi ve sünnette olan zikirlerle ALLAH cc yaklaşmasi gece yarısı teheccud kılıp dua etmesi ,sadaka vermesi ,ilimle meşgul olup farzı ayn olan iman imani bozacak ve amel elleri artırması .bu tur ibadetelerde şeytani zayıflatır bedenden çikmasina sebeb olur .
Şifa yüce arşin rabbi olan ALLAH subhanehu teallanindir .meşru sebeblere sarılır ondan şifa bekleriz ,fayda zarar ondan tüm şerlilerin şerrinden onun tam kelimelerine sığınırım ve tum müminleri sığındırırım,ademoğlu iman etmemişleride hidayet ve şifa dilerim.
ARAŞTIRMACI RUKYECİ :ADİL RAMAZANOĞLU  30 12 2013 P.TESİ     05412757580  TOPKAPI. İSTANBUL .TÜRKİYE
 
 

EV VEYA İŞYERLERİNDE DARALMA OLAN KİŞİLERDE YAPMASİ GEREKEN VEYA RAHATSIZ LIK TEST ETMEK İÇİN YAPİLACAK ŞEY

EVDE, İŞTE ,daralma ,sıkılma yatak odası vs yerlerde hisseden hastalar,
evdeki resim biblo heykel ve nazar boncuklarini kaldirsin resımle saklansin diğerleri çöpe atilsin ,sonra bir boş bir camsil su güzel koku ve bir kaşik sirke katılıp üzerine Fatiha ayetel kursi saffat 1. ile 10 ayetleri ihlas felak nas okusun üflesin suya bu suyu evin tavanlarina hertarafa sıkılır fısla yatak odasinada yatağa sıkılır ,tuvalet banyo haric su sıkarken ev fertleri baksin su sıkarken daralma uyuşma ellerde ayaklarda enerji boşalmasi kimde ne varsa belirti olur. kişi bakacak nerde daralırsa bilsinki bir habis oraya yerleşmiş uzun sür e bu sıkmalar devam edilirse evde elh rahatlama olur ferahlik olur diş kapiyada sıkılsın hatta diş kapi sirkeli sabunlu su ile silindesede evde ferahlamaya sebeb olur ,yerleri sirke katılarakta temızlenebilir ,en az 40 gün eve su sıkılması sıkarken ayetel kürsi okunursa guzel olur degilse felak nas okusun ,ALLAH cc araf suresınde bir ayette ey ademoğlu şeytan sizi görmediğiniz yerden gözetler ADİL RAMAZANOGLU RUKYECİ

ŞİFA AYETLERİ GEÇEN AYETLER

KURANDA ŞİFA AYETLERİ

Ebu El-Kasım El-Kuşeriden nakledildiğine göre; bir gün çocuğum çok ağır bir şekilde hastalandı. Nitekim çocuktan ümidi kestim ve çok üzülmeye başladım. Bir gün uyuduğumda rüyamda peygamber efendimizi(s.a.v)gördüm ve durumu ona bildirdim. Rasulullah(s.a.v)bana; neden kurandaki şifa ayetlerini okumuyorsun dedi. Daha sonra uyandım ve bu ayetlerin şifa ayetleri olduğunun farkına vardım.

Bu ayetler kuranın altı yerinde şöylece geçmektedir:

وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ

1-      “…Müminlerin gönüllerine şifa versin…”(Tevbe 14)

وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ

2-      “…Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa…”(Yunus 57)

يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ إِنَّ فِي ذَلِكَ

3-       “…Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.(Nahl 69)

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا

4-      ““Kurandan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.”buyurmuştur.(İsra 82)

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

5-      “…Hasta olduğumda bana O şifa verir.” (Şuara80)

قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ

6-      “…Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır.” (Yunus 57)

 

 

[1] Mecmauz Zevaidde, İmam Ahmedin müsnedin de, Hâkimin Müstedrekin de kaydedilmiştir

RUKYE SÜNNET DUA İLE TEDAVİ OLMANİN DELİLLERİ NELERDİR?

HADİSLERLE TEDAVİ OLMANIN DELİLLERİ

 

Bizzat Kuran-ı Kerimde  Cenâb-ı Hakk: “Dua  edin icabet edeyim” (Gâfir 60) emrederek: “Duanız olmazsa Allah nazarında hiçbir kıymetiniz yoktur” (Furkan 77) buyurarak mutlak şekilde dua etmeye teşvik etmektedir. “Dua”nın manâsı “Allahtan istemek” olduğuna göre bu ilâhî davette -“Bütün hastalıklardan şifa” dâhil- her şeyin Allahtan talebedilmesine bir çağrı vardır. Kaldı ki Resulullah hastalıklarımıza Allahtan şifa istemeye daha açık ifadelerle bizleri çağırmış, kendisi fiilî örnekler vermiştir.

 

-Avf İbnu Mâlik (r.a)anlatıyor: “Biz cahiliye devrinde afsunlama yoluyla tedavide bulunurduk. Bu sebeple:  “Ey Allahın Resûlü Bu hususta ne dersiniz?” diye sorduk. Bize: “Okuduğunuz duaları bana arzedin bakayım” buyurdular. (Biz de okuyup arzettik. Dinledikten) sonra: “İçerisinde şirk olmayan dua ile rukye yapmada bir beis yoktur” buyurdular.” (Ebu Dâvud, Tıbb 18, (3886); Müslim, Selam 64, (2200)

 

Bu rivayet, dua yoluyla hasta tedavi etmenin caiz olduğunu göstermektedir. Ancak okunan duada şirke müteallik bir ibare, bir kelam bulunmamalıdır. Âlimler, Allahın isimleriyle, Kuran âyetleriyle, bu manâda olan başka dualarla rukye yapmanın yani tedavi etmek ümidiyle hastaya okumanın caiz olduğunu söylerler. Küfür ifade eden veya manâsı anlaşılamayan kelimelerle rukye caiz değildir, haramdır denmiştir.

- Hz. Câbir (r.a)anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Benî Amr İbni Hazma yılana karşı rukye yapma ruhsatı tanıdı. Biz Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte otururken bizden bir kimseyi akrep soktu. Bir adam: “Ey Allahın Resûlü, buna rukye yapayım mı?” diye sordu: “Sizden kim kardeşine faydalı olabilecekse hemen olsun” buyurdular.” (Müslim, Selam 60-61, (2198, 2199)

- Hz. Enes (r.a)anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize, zehire karşı, göz değmesine karşı, nemle kurduna karşı rukye yapmamıza ruhsat tanıdı.” (Müslim, Selam 58, (2196); Ebu Dâvud, Tıbb 18, (3889); Tirmizî, Tıbb 15, (2057)

- Hz. Ali (r.a)anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu:

أذْهِبِ الْبَاسَ رَبَّ النَّاسِ، وَاشْفِ أنْتَ الشَّافِى، َ شِفَاءَ إَّ شِفَاؤُكَ، شِفَاءً َ يُغَادِرُ سَقَماً

“Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şâfisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz.” (Tirmizi, Daavât 122, (3560), Rivayet Buhârîde Hz. Âişeden gelmiştir. (Mardâ 20, Tıbb 39)

Hadiste geçen “Senin şifandan başka şifa yoktur” cümlesi, bütün şifaların Allahın takdirine tevâfuk etmesiyle hâsıl olduğunu, Onun takdiri, ilmi olmadan şifa olmadığını ifade eder. Evet, kavuşulan sıhhat sebebiyle gerçek teşekkür Rab Teâlâya olmalıdır. Hadiste bütün hastalıklardan şifa istenmektedir.

- Yine Ebu Saîdil-Hudrî (r.a)anlatıyor: “Cibrîl aleyhisselam Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)ın yanına geldi ve: “Ey Muhammed, hasta mısın?”diye sordu. “Evet” cevabını alınca, Cibril aleyhisselam şu duayı okudu;

بِسْمِ اللّهِ أرْقِيكَ مِنْ كُلِّ دَاءٍ يُؤذِيكَ، وَمِنْ شَرِّ كُلِّ نَفْسٍ أوْ عَيْنِ حَاسِدٍ، اللّهُ يَشْفِىكَ، بِسْمِ اللّهِ أرْقيكَ

“Bismillâhi erkîke, min külli dâin yüzîke ve min şerri külli nefsin ev aynin hâsidin. Allahu  yeşfîke, bismillâhi erkîke, (Seni Allahın adıyla, sana eza veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefis ve hasedce gözlere karşı sana okuyorum. Allah sana şifa versin, ben Allahın adıyla sana dua ediyorum).” (Müslim, Selam 40, (2186); Tirmizî, Cenâiz 4, (972)

- Ebud-Derdânın (r.a)anlattığına göre, kendisine bir adam gelerek idrar tutukluğuna yakalandığını  söyledi. O da adama: “Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)dan şöyle söylediğini işittim” dedi: “Sizden kim hastalanırsa  şu duayı okusun:

رَبُّنَا اللّهُ الَّذِى فِي السَّمَاءِ تَقَدَّسَ اسمُكَ، أمْرُكَ فِى السَّمَاءِ وَا‘رْضِ، كَمَا رَحْمَتِكَ فِى السَّمَاءِ فَاجْعَلْ رَحْمَتَكَ فِى ا‘رْضِ، وَاغْفِرْ لَنَا حُوبَنَا وَخَطَايَانَا أنْتَ رَبُّ الطَّيِّبِينَ أنْزِلْ رَحْمَةً مِنْ رَحْمَتِكَ وَشِفَاءً مِنْ شِفَائِكَ عَلى هذَا الْوَجَعِ

 “Rabbunallahullezî fissemâi tekaddese ismüke, emrüke fissemâi vel-ardı, kemâ rahmetüke fissemâi fecal rahmeteke fil-ardı. Veğfir lenâ hûbenâ ve hatâyânâ. Ente Rabbut-Tayyibîn. Enzil rahmeten min rahmetike ve şifâen min şifâike alâ hâzalvecei fe yebreu. (Ey huzuru semavatı dolduran Rabbim Senin ismin mukaddestir. Senin emrin arz ve semadadır, tıpkı Rahmetin semâda olduğu gibi. Arza da rahmetinden gönder ve bizim günahlarımızı ve hatalarımızı affet. Sen (kötü söz ve fiillerden kaçınan) bütün iyi kimselerin Rabbisin. Bu ağrıya, Rahmetinden bir rahmet, şifandan bir şifa indir, iyileşsin.”(Ebu Davud)

- Osman İbnu Ebil-Âs (r.a)anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)a müslüman olduğum  günden beri bedenimde çekmekte olduğum bir ağrımı söyledim. Bana: “Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı oku” buyurdu. Dua şu idi:  Üç kere: “Bismillah”tan sonra yedi kere,

أعُوذُ بِعِزَّةِ اللّهِ وَقُدْرَتِهِ مِنْ شَرِّ مَا أجِدُ وَأُحَاذِر

 “Eûzu bi-izzetillâhi ve kudretihî min şerri mâ ecidu ve uhâziru.” “Bedenimde çekmekte ve çekinmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allahın izzet ve kudretine sığınıyorum”  diyecektim.

Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teâlâ hazretleri benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım.” (Müslim, Selam 67, (2202); Muvatta, Ayn 9, (2, 942); Ebu Dâvud, Tıbb 19, (3891); Tirmizî, Tıbb 29, (2081)

- Müslüman bir kul eceli gelmemiş bir hastayı ziyaret eder ve yedi kere bu duayı okursa hasta şifa bulur;

أَسْأَلُ اللهَ الْعَظِيمَ رَبَّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ أَنْ يَشْفِيَكَ“

 “Yüce arşın sahibi olan yüceler yücesi Allahtan (Rabbi Kerimden) sana şifâ vermesini dilerim.” (Tirmizi-Ebu Davud) 

Peygamber-i Zîşân Efendimiz (s.a.v.) ölüm döşeğinde iken mübârek ellerini bir su kabına koyup ondan sonra mübârek yüzünü mesh ederek şöyle buyurmuştur:

“Allahtan başka ilâh yoktur. Şüphesiz ölümün sekerâtı (kendinden geçirme halleri) vardır.”

”لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَاللهُ أَكْبَرُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ“

 “Allahtan başka ilâh yoktur ve Allah en uludur. Allahtan başka ilâh yoktur, O birdir. Allahtan başka ilâh yoktur. O’ndan başka ilâh yoktur. Mülk Onundur, hamd de Ona aittir. Allahtan başka ilâh yoktur. Güç ve kuvvet ancak Allahtandır.”(Tirmizi- İbni Mace, Albani sahih demiştir)

KORUNMA VE ÖNLEM ALMA TEDAVİDEN DAHA HAYIRLIDIR

Kuşkusuz birçok hastalık-hepsi olmasa da-şeytandan kaynaklanmaktadır. Zira şeytan fesadın ve kötülüğün anası ve kendisidir. Şeytanın sebep olmuş olduğu hastalıkların bazısı nefsi; sar’a, haset ve sihir gibi ve bazıları da insanın vücudunun azalarında görünen hastalıklardır; felç, deri hastalıkları, sedef hastalığı, çıban, yara, delilik ve eids türü hastalıklardır. Belki dıştan bu hastalıkların sebebi mikrop, virüs olarak düşünülebilir fakat bu hastalıkların sebebi şeytanın kendisidir. Şeytan bu hastalıkları insana üflemekte ve zehirlemektedir. “Kulumuz Eyyubu da an; Rabbine: “Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi” diye seslenmişti.” (Sad 41)

Ayetin mealinde “yorgunluk” ve “azab” diye tercüme edilen kelimeler; hastalığın kötülüğünden meydana gelen şeytanın teması sebebiyledir. Sanki şeytan haset ve teması neticesinde hastalık bir kimseye bulaşır. Bundan dolayı kim hastalıklardan korunmak ve hastalıklara karşı tedbir ve önlem almak isterse, öncelikle nefsinden ve bedeninden şeytanı uzak tutması gerekir. Bu korunmada insanların ve şeytanların yaratıcısı ve rabbi olan rabbimizin ayetleri ile olacaktır. Hadisi şerifte peygamber efendimiz(s.a.v)” yatağına girdiğinde ayet el-kürsiyi oku diye tavsiye etmiştir; “Allah, Ondan başka ilah olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak Onundur. Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi Ona ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.” (Bakara 255)

“… Allahın koruması sabaha kadar devam edecektir.” (Müslim)

- Hz. Cabir (r.a)anlatıyor. “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kişi evine döndüğü zaman içeri girerken ve yemek yerken Allahın adını zikrederse, şeytan (avanelerine): “Size burada gecelemek de yok akşam yemeği de yok” der. Ama kişi, eve girerken Allahı zikreder fakat akşam yemeğini yerken zikretmezse, şeytan (avenelerine): “Akşam yemeğine kavuştunuz ama burada gecelemeniz mümkün değil” der. Adam eve girerken ve yemeğe başlarken “Bismillah” diyerek Allahı zikretmezse, şeytan (avanelerine): “Yemeğe de yetiştiniz, yatmaya da” der.” (Müslim-Ebu Davud)

“Bismillah” kelimesi bereketiyle insan; nefsini, ailesini, evini ve kendini bütün hastalıklardan ve sıkıntılardan korur. Ne güzel ve ne muazzam bir kelimedir. Bu kelime ile kitabımıza başlanır;

 – Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdu ki: “Evlerinizi kabirlere çevirmeyin, içerisinde Bakara suresi okunan evden şeytan kaçar.”(Müslim-Tirmizi)

- Abdullah İbnu Hubeyb (r.a) anlatıyor: “Hafif bir yağmur ve karanlığa mâruz kalmıştık. Bize namaz kıldırsın diye Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)ı bekledik.” (Ravi der ki; Abdullah İbnu Hubeyb şu mânada birşeyler daha söyledi: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) çıktı ve:

” Söyle ” dedi. Ben:

“Ne söyleyeyim?” diye sordum. Bunun üzerine;

” Akşama ve sabaha erince “Kul hüvallahu ahad” ve “Muavvizeteyn(Nas-Felak)” sûrelerini üçer kere oku. Bu sana, her şeye karşı yeterlidir” dedi.(Nesâi-İmam Ahmed)

- Ukbe İbnu Âmir (r.a) Tirmizîde gelen bir rivayette der ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), bana, her namazın arkasından Muavvizeteyni okumamı emretti.”(Tirmizî)

-Ukbe İbnu Âmir (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bu gece indirilen ayetler var ya, onlar gibisi hiç görülmemiştir: Kul eüzu bi-rabbil-felak ve Kul eüzu bi-rabbin-nâs süreleri”.

(Müslim-Tirmizî-Ebu Dâvud-Nesâî)

Nas ve Felak surelerini okuyan kimse hadislerde buyrulduğu üzere bir itmi’nan hisseder ve Allahın rahmeti kendisini kuşatır, afiyet ve canlılık duyar ve Allahın izni ile şeytan kendisinden uzaklaşır. Rabbimiz bu konu hakkında şöyle buyurmuştur;”Kuran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allaha sığın.(Nahl 98)

Evet, şeytan insanın düşmanı ve bütün hastalık ve masiyetlerin sebebidir.  Bir kimse bu melun ve ademoğluna düşman olan şeytanın şerrinden Allaha sığınırsa, Allahın rahmeti onu kuşatır ve inayeti ve takdiri ile kişi şifa bulur.

Kuran nasıl şifa ve rahmet olmaz ki? Rasulullah(s.a.v); gönüllerin nuru, kalplerin baharı, hüzün ve dertlerin cilası, kam ve kederlerin yok edicisi olan, kuranın bereketi ile rabbine yalvarmış ve dua etmiştir.

- İbnu Mesud (r.a) demiştir ki: “Kimin sıkıntısı artarsa şu duayı okusun: “Allahım ben senin kulunum, kulunun oğluyum, câriyenin oğluyum, senin avucunun içindeyim, alnım senin elinde. Hakkımdaki hükmün caridir. Kazan ne olursa hakkımda adalettir. Kendini tesmiye ettiğin veya kitabında indirdiğin veya nezdinde mevcut gayb hazinesinden seçtiğin, sana ait her bir isim adına senden Kurânı kalbimin baharı, sıkıntı ve gamlarımın atılma vesilesi kılmanı dilerim.” Bu duayı okuyan her kulun gam ve sıkıntısını Allah gidermiş, yerine ferahlık vermiştir.”[1](Sahih El-Kelim Et-Tayyib, İbni Teymiye)

Gece ve gündüz kişinin kapısını çalabilecek olan hastalıklara karşı kişinin alabileceği önlem ve tedbirlerden birisi de; Allah (c.c.)çokça zikretmektir.

İnkâr edenler: “Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?” derler. De ki: “Doğrusu Allah dileyeni saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir.”(Ra’d)

Kalpler mutmain olur, gönüller ferah bulur, nefisler sakinleşir ve bedenler kuvvetlenirse işte o vakit Allah o kişiyi muhafaza eder. Zira kim Allah ile beraber olursa, Allah o kişi ile beraberdir. Yeryüzünün ve gökyüzünün sahibi ve kayyumu olan rabbimizin korumasın da olan bir kimseye nasıl bir hastalık bulaşmaya cüret edebilir ki?

Fakat bir kimse de; arzu ve isteklerinin peşinden koşar, Allahın rahmetinden uzaklaşır, Allaha itaat etmez  ve dünya ya kul köle olursa, o kişi hastalıkları ve sıkıntıları beklesin.

Rabbimiz bu kimselerin durumunu şöyle haber verir:“Rahman olan Allahı anmayı görmezlikten gelene, yanından ayrılmayacak bir şeytanı arkadaş veririz.(Zuhruf 36)

Facir, fasık ve günahkâr insanlarla, mümin, takva ve ihlas sahibi temiz kimselerin eşit olması düşünülemez. Nitekim bu ilahi bir adalettir. İşte bu nedenlendir ki, Salih insanlar vücut ve çehre olarak en güzel insanlardır. Bunun sırrı kendisine sorulan Salih bir kimse şöyle cevap vermiştir: çünkü Allahın bu kulları-gece namazı, oruç ve takva ile-Allahla baş başa kalmışlardır., Allah’ta kendi nurundan bu kullarına bir parça vermiştir.

OLMAZSA OLMAZ BİR ŞART

“Kurandan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.” (İsra 82)

Bu ayet ortaya koymuş ve şartlandırmıştır ki; kuranın, şifa ve rahmet olması sadece; kuran ehli, kurana canı gönülden inanmış,  kuranın emir ve yasaklarını hayatında tatbik eden, kulluğunun gereğini yerine getiren ve kullara kulluktan sakınanlar ve sakındıranlar içindir. Kurana inanmayan, inkâr eden, Müslüman olduklarını iddia eden fakat kurandan uzaklaşan ve kuranı hayatlarına hâkim kılmayan ve onunla amel etmeyen ve hayat ilkelerini kuranla belirlemeyen bir kimseye kuran nasıl faydalı olabilir ki?

Peygamber: “Ey Rabbim Doğrusu milletim bu Kuranı terk etmişti” der.(Furkan 30)

Kuranı terk etmeyi, İbni kayyim(r.a)şöyle çeşitlendiriyor;

1-Kuranı dinlemeyi terk etmek

2-Kurana inanmayı terk etmek

3-Kuran ile hükmetmeyi ve ona muhakeme olmayı terk etmek

“Allahın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kâfirlerdir.”(Maide 44)

“Sana indirilen Kurana ve senden önce indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Putlarının önünde muhakeme olunmalarını isterler. Oysa onları tanımakla emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister.”(Nisa 60)

4-Kuranın manalarının tedebbürünü ve tefekkürünü terk etmek

5-Kuran ile şifa dilemeyi ve tedavi olmayı terk etmek

Kuşkusuz sem sert olmuş bir kaya verimli yağmurdan istifade edemez ve suyu altına süsmez. Nitekim kuran da aynı şekilde gökyüzünden, yeryüzüne inen bir rahmet ve yağmur misalidir. Kâfirlerin kalpleri de bir kaya misali; gaflet ve inkârdan, nifak ve yüz çevirmeden dolayı sertleşmiş ve kendisine sunulan rahmet ve bereketi kabul etmemekte ve Allahın rahmet ve bereketinden yararlanamamaktadır.

Hayra ve berekete çağıran bir kimsenin sesini nasıl duymazsın ve kapıyı ona açmazsın? Tabii ki, kuran; kalbini kendisine açan kimseye gidecek, onu bereket, nur ve rahmet ile kaplayacak ve seni terk edecektir.

“Ey insanlar Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.” (Yunus 57)

“İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.” (Fussilet 44)

Bir kimse; kuranın şifa olması ve ilaç olması hususunda şüpheye düşmüşse ve bu kuranın hakkında yakını bir inanca sahip değil ise ayrıca rabbine karşı sü-ü zan(kötü bir zan)besliyorsa,  bu kişi kuranın rahmet, bereket, ve şifasından mahrum kalır.

Zira böyle bir inanca sahip olan kimse, kendini kuranın rahmet ve bereketinden mahrum bırakmış ve Yahudi ve Hıristiyanların tıbbından çare arar olmuştur.

Bu kimsenin yanında rabbani kuran ile tedavi olma;-haşa-gericilik ya da kuran hakkında şüpheye düşmektir. Bu ise en büyük ahmaklık ve cehaletin kendisidir. Bu kimse Allahın ayetlerini hiçbir zaman göremeyen kimsedir. Nihayet bu inanca sahip olan bir kimsede mümin değildir.

“İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.” (Fussilet 44)

- Sehl İbnu Muâz el-Cuhenî ((r.a) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Kurânı okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü babasına bir tâç giydirilir. Bu tâcın ışığı, güneş dünyadaki herhangi bir evde bulunduğu takdirde onun vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kurânla bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak, düşünebiliyor musunuz?” (Ebu Dâvud)

- Hz. Ali (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Kurânı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabûl ederse Allah, o kimseyi cennete koyar. Ayrıca hepsine cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır.”(Tirmizi)

KURANDA ŞİFA AYETLERİ

Ebu El-Kasım El-Kuşeriden nakledildiğine göre; bir gün çocuğum çok ağır bir şekilde hastalandı. Nitekim çocuktan ümidi kestim ve çok üzülmeye başladım. Bir gün uyuduğumda rüyamda peygamber efendimizi(s.a.v)gördüm ve durumu ona bildirdim. Rasulullah(s.a.v)bana; neden kurandaki şifa ayetlerini okumuyorsun dedi. Daha sonra uyandım ve bu ayetlerin şifa ayetleri olduğunun farkına vardım.

Bu ayetler kuranın altı yerinde şöylece geçmektedir:

وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ

1-      “…Müminlerin gönüllerine şifa versin…”(Tevbe 14)

وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ

2-      “…Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa…”(Yunus 57)

يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ إِنَّ فِي ذَلِكَ

3-       “…Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.(Nahl 69)

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا

4-      ““Kurandan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.”buyurmuştur.(İsra 82)

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

5-      “…Hasta olduğumda bana O şifa verir.” (Şuara80)

قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ

6-      “…Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır.” (Yunus 57)

 

 

[1] Mecmauz Zevaidde, İmam Ahmedin müsnedin de, Hâkimin Müstedrekin de kaydedilmiştir.

KURAN İLE TEDAVİ OLMANIN DELİLİ

KURAN İLE TEDAVİ OLMANIN DELİLLERİ

 

Yüce rabbimiz:“Kurandan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.”buyurmuştur. (İsra 82)

 

Her bir kimse bu ayetlere şöyle dikkatlice bir baktığında kuranın şifa kaynağı olduğunu görecektir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. Bu önünden ve arkasından hiçbir batınlın gelemeyeceği şifa, rahmet ve Allahın kelamıdır. Zira yüce rabbimizin kudreti “kaf” ve “nun” yani kun; ol… Demekle oluverir. Allahın emirlerinin önüne hiç kimse ve hiçbir güç asla geçemez. Ayrıca Allahın emir ve isteklerine de kimse itiraz edemez ve Allahın istekleri hemen yerine gelir ve gerçekleşir.Nitekim Allahın en hayırlı sözü ve en yüce kelamı olan kuran, neden böyle olmasın ki?

 

Kuranı kerimde; :“Kurandan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz…”buyurmuştur. (İsra 82)

 

Kur’an aynı Kur’an, sözler aynı sözler, vahiy aynı vahiy ama bu vahiy ona inanan, onu hidâyet rehberi bilen, onunla hayatlarını düzenlemeye çalışan mü’minler için en büyük bir rahmet, en büyük bir nimet ve şifa kaynağı olurken, mü’minlerin bireysel, sosyal, ailevi, hukukî, ekonomik, bedensel, zihinsel, psikolojik, ahlâkî, kültürel her türlü hastalıklarına şifa olurken aynı Kur’an kâfirlerin sadece helâklerini, hüsranlarını, zararlarını, ziyanlarını artırıcı bir özelliğe sahip oluveriyor. Yâni Rasûlullah efendimizin beyanıyla Kur’an insanların ona karşı takındıkları tavır sebebiyle ya aleyhte ya da lehte bir delil oluveriyor.

 

Bu ayetin tefsiri hakkında merhum Seyit Kutup(r.a)şunları söyler: Kuran-ı Kerimde kalplerine iman bilinci yerleşmiş, bu bilinçle aydınlanmış, Kuranın huzurunu, güvenini ve sevincini algılamak için gönüllerini açmış bulunanlara şifa vardır, Kuranda rahmet vardır.

 

Kuran, şeytani telkinlere, şaşkınlığa ve korkuya karşı bir şifadır. Kuran, kalbi Allaha bağlar. Sakinleştirir. Huzura kavuşturur. Koruma ve güvenlik bilincini yerleştirir. Gönülleri hoşnut eder. Allahın rızasını kazandırdığı gibi, hayattan da razı eder. Korku bir hastalıktır. Şaşkınlık psikolojik bir rahatsızlıktır. Şeytani telkinler de birer hastalıktır. İşte bunların hepsini etkisiz hale getiren Kuran elbette ki inanan için bir rahmettir.

 

Kuran, nefsi arzuların, pisliklerin, cimriliğin, kıskançlığın ve şeytani aşılamaların hepsine karşı bir şifadır. Bu hastalıklar kalp hastalıklarıdır. Kalbi zaafa, yorgunluğa ve hastalığa uğratırlar. Onu yıkılışa, çözülüşe ve çöküşe iterler. Bunlara engel olan Kuran, elbette ki müminler için bir rahmet aracıdır.

 

Kuran, düşünceye ve bilince yönelik yanlışı, yıkıcı akımları ve yönelişleri de engelleyen bir şifa unsurudur. Aklı haddini aşmaktan alıkoyar. Verimli olan alanlarda ona özgürlük hakkını verir. Faydasız alanlarda enerjisini tüketmesine engel olur. Sağlıklı-sağlam bir program içinde çalışmasını temin eder. Çalışmalarını verimli ve garantili hale getirir. Aklın çalışmalarını aşırılıklardan ve açmazlardan kurtarır. Kuranın ölçülerine bağlı olan insan, vücudunun her organının enerjisini bastırmadan ve azdırmadan kullanır. Enerjilerini ve gücünü sağlıklı ve faydalı alanlarda değerlendirir. Enerjilerini verimli ürün veren alanlarda değerlendirir. İşte bu nedenle de Kuran, müminler için bir rahmettir.

 

Kuran, toplulukların yapılarını zedeleyen, güvenini, huzurunu ve sağlığını gölgeleyen sosyal hastalıklara karşı da bir şifa aracıdır. Bu ölçülere bağlı kalan toplum, Kuran sayesinde sosyal düzeni, sağlık, güven ve huzur içinde gerçekleşen kuşatıcı adaleti ile oluşan atmosferde rahat içinde yaşar. Kuran bu açıdan da müminler için bir rahmettir.

 

“Fakat bu ayetler zalimlere sadece yeni yıkımlar, yeni kayıplar getirirler.”

 

Onlar, bu ayetlerin şifa unsurlarından ve rahmetinden yararlanmazlar. Ve onlar müminlerin Kuran ile yükselişlerini bir türlü hazmedemezler. Onlara karşı kin ve öfke ile dolarlar. İnatları ve büyüklük taslayışları ile bozgunculuk ve zulümde daha da ileri giderler. Onlar bu Kuranın taraftarlarına oranla dünyada dahi hep yeniktirler, hep kayıptadırlar. Ayrıca ahirette Kuranı inkâr etmeleri ve taşkınlıkta ısrar etmeleri yüzünden azaba uğrayacaklardır. Yani onlar gerçekten büyük bir kayıp içindedirler. 

 

Tefsirci İmam Mevdudi(r.a)ise bu ayet hakkında şunları söyler:”Kuranı rehber edinen ve hüküm kitabı olarak kabul eden kimseler Allahın rahmetine mazhar olurlar ve her tür zihnî, psikolojik, ahlâkî ve kültürel hastalıklardan şifa bulurlar. Diğer taraftan Kuranı reddeden ve onun hidayetine sırtını dönen günahkâr kimseler, gerçekte, kendilerine adaletsizce davranmaktadırlar. Bu nedenle Kuran, onların kendisinin indirilmesinden veya bilgisinin onlara ulaşmasından önceki kötü durumda kalmalarına izin vermez, onları öncekinden daha büyük bir kayba sokar. Çünkü Kuran indirilmeden veya onlara ulaşmadan önce onlar sadece cehaletten çekiyorlardı. Fakat Kuran onlara gelip Hakla bâtılı birbirinden ayırdıktan sonra artık onların önceki cehalet konumlarında kalmalarını gerektiren hiçbir özürleri kalmamıştır. Bundan sonra eğer onlar Kuranın hidayetini inkar eder ve sapıklıkta ısrar ederlerse, bu onların cahil değil, Hakkın zıddı olan zulmün uygulaycıları ve bâtılın kulları olduklarını gösterir. Çünkü o zaman onların durumu, önüne zehir ve iksir konulan, fakat zehiri seçen kimsenin durumu gibidir. Bu nedenle, bu durumda sapıklıklarından dolayı sadece kendileri sorumludurlar ve işledikleri tüm günahların cezasını çekeceklerdir. Tabii ki isyanın kaybı sonuç bakımından cehaletin kaybından daha büyük olacaktır. Hz. Peygamber (s.a.v) bunu şu kısa ve anlamlı cümlede ifade etmiştir: “Kuran ya sizin aleyhinize ya da lehinize bir delildir.” 

 

Kuşkusuz Allahın sözü haktır. Allaha yemin ederim ki, kim Allaha inanarak, hiçbir şek ve şüphe duymadan hasta bir kimseye kuran okursa mutlaka o kişi Allahın kelamı ve bereketi ile şifa bulur.Allah Rasulu(s.a.v): sizlere müjdeler olsun. Kuranın bir tarafı Allahın elinde diğer bir tarafı ise sizin elinizdedir. Kurana iyice sarılırsanız zira kurana sarılırsanız asla helak olmaz ve ebedi olarak sapıtmazsınız” (Terğıb, 1/79)

 

Başka bir hadisi şerifte ise, Abdullah İbnu Mesud (r.a) şöyle anlatıyor: “Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Size şu iki şifayı tavsiye ederim: “Bal ve Kuran.”(İbni Mace)Bildiğimiz gibi bal; Allahın arıya ilham edip, mükemmel bir şekilde yarattığı bir nimettir. Nitekim Allahın emri ile bir arı Allahın kendisine gösterdiği şekilde bir yol tutar ve çeşitli çiçeklerden beslenerek insanlara şifa olan balı imal ederler. Kuşkusuz arının imal etmiş olduğu bal; şifa kuvvetini, afiyet verici özelliğini ve insana vermiş olduğu canlılık özelliğini bir müddet sonra kaybeder. Fakat kuran ise; Allahın sözüdür. İnsanın ruhuna ve nefsine ayrıca bedenine işler ve tesiri hiçbir zaman kaybolmaz ve mutlaka haktır. Kuran hiç şüphesiz rahmet ve şifadır. Bir bal belli bir müddet sonra bozulmasına ve özelliklerini kaybetmesine rağmen şifa ise Allahın kelamı-hâşâ-bozulmamasına ve etkisini hiçbir zaman kaybetmemesine rağmen şifa olmaması hiç düşünülebilir mi?

 

İbni kayyim El-Cevziyye(r.a), Et Tıp En-Nebevi kitabında”Size şu iki şifayı tavsiye ederim: “Bal ve Kuran.”hadisini açıklarken şunları söyler: Rasulullah(s.a.)bu hadisi şerifteki tedavi usulünde; ilahi ve beşeri, bedensel ve ruhsal, gökyüzü ve yeryüzü tedavi ve tıbbını birleştirmiştir.

 

Evet, bir kimse kuran ve bal tedavisini birlikte yapsa, iki tedavi şeklini birleştirmiş demektir; yani gökyüzü ve yeryüzü kuvvetini birleştirmiş demektir. Fakat sonuç olarak hepsi yine Allah’tandır. Allahın kelamı(kuran)daha büyük ve daha kuvvetlidir. Kuranın tedavi etmediğini Allahın dışında hiçbir şey ve hiçbir kimse tedavi edemez. Şayet bir kimse kuranın tedavi etmesi ve şifa kuvveti hususunda şüpheye kapılsa ve yinede kuran ile tedavi olsa ve şifa bulsa, bu kimse dini konusunda fitneye düşmüş ve iblisin vesvesesine yenilerek kuranın tedavi etmesi hususunda fitneye kapılmıştır. Bu sebeple şifa bulan ve rahmet edilen kimsenin sağlıklı hali çok sürmeyecek ve tekrar hastalanacaktır. Zira bu kimse en kuvvetli ve en büyüğü bırakmış ve en esfel ve alçak olana sarılmıştır. Lakin bu durumda ki bir kimsenin kuran ile başka bir ilacı veya tedavi şeklini yapmasında, Allahın rahmeti ve bereketi ile şifa ummasında bir sakınca yoktur.

 

Rasulullah(s.a.v), Allahın, kendisini bütün hastalık ve sıkıntılardan koruması için kendini kuran zırhına bürümekte idi.Nitekim H.z Aişe(r.a)bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır: “Rasulullah(s.a.v) her gece döşeğine uzandığı va¬kit avuçlarını birleştirerek “Felak, Nas ve îhlas” surelerini okurdu. Daha sonra avuçlarına üfler sonra da başından başlayarak yüzünü ve elleriyle vücudunun ulaşabildiği her yeri mesh ederdi.”(Buhari 6312)-Ebu Ubeyd bin Talha bin Masref den gelen bir rivayette: “bir hastanın yanında kuran okunduğunda, hasta kendisinde hafiflik hissederdi” denilirdi.-Hz. Ebu Hüreyrenin rivâyetinde şöyle gelmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri diyor ki: “Kulum, hakkımda nasıl bir zan yürütürse ben öyleyimdir. O, beni zikredince ben onunla beraberim. O beni içinden geçirirse, ben de onu içimden geçiririm. O, beni bir cemaat içerisinde anarsa, ben de onu, onunkinden daha hayırlı bir cemaatte anarım. O, bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” (Buhâri-Müslim-Tirmizî)- Ebu Hüreyre, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)in şöyle söylediğini nakleder: “Bir cemaat bir yerde oturup Allahı zikreder, Allahın kitabını okurlarsa, mutlaka melekler etraflarını sarar, Allahın rahmeti onları bürür, üstlerine sekine iner ve Allah onları yanında bulunan (büyük melek)lere anar.” (Müslim-Ebu Davud)Bir yere sükûnet ve Allah’ın rahmeti inerse ve melekler de etrafını çevirir ayrıca rablerinin yanında kulları anılırsa, o yerde hiç hastalık kalır mı?Allah; kerim ve vehhab olandır. Allahın sözü haktır ne söylemiş ise o mutlaka yerine gelir. Kuran nasıl şifa olmaz ki? Öyle ki, kuran bir dağa inmiş olsa, o dağı çatlatır ve o dağ kurana boyun eğerdi. Dağları çatlatıp paramparça edecek olan kuranın sahibi, rabbimizdir. Nitekim bu kuran, o yaratıcının sözü ve emridir. Bir dağı paramparça çatlatacak olan kuran, Allahın takdir ettiği bir hastalığa ve böylece imtihan ettiği bir hastaya nasıl şifa olmaz ki?Şüphesiz kuran, Allahın rahmeti ve bereketi ile bütün hastalıkları yok edecektir. Çünkü Allah, bir şeye; ol dedi mi, oluverir.“Eğer Biz Kuranı bir dağa indirmiş olsaydık, sen, onun, Allah korkusuyla baş eğerek parça parça olduğunu görürdün. Bu misalleri, insanlar düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 21)- Ebu Hüreyrenin Buharide gelen bir rivayetinde Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurmaktadır: “Şafi-i Kerim Allah Teâla Hazretleri, her ne hastalık indirmişse onun devasını da indirmiştir.” (Buhari)Ebu Davud ve Tirmizide şu ziyade var: “Tek bir hastalığın ilacı yoktur” dedi. Kendisine: “O hangi hastalıktır?” diye soruldu da: “İhtiyarlık” cevabını verdi.” Hepimiz bilmekteyiz ki, Allah bir kimseye hastalık takdir etmiş ise, o kişiye hastalık isabet eder. Bir kimsenin başına hastalığın gelmesinin hikmet ve sebepleri şunlardır;1-Kıyamet gününde, Allahın yanındaki derece ve makamın yükseltilmesi 2-Günahların ve hataların temizlenmesi3-İlahi ceza ve intikam alınması4-İyiyi kötüden, imanlıyı imansızdan seçme ve temizleme5-Fitneye düşürerek sınanma ve denenme6-Daha kötü bir belayı def etme7-Kul’a rabbini hatırlatma, hak yola ve yaratılış gayesine döndürme8-Şükredenlerin ve nankörlük edenlerin ortaya çıkması9-Allahın fazlının ve nimetinin bilinmesi ve unutulmayıp hatırlanmasıBurda kişinin aklına şöyle bir soru gelebilir. pekala yukarıda beyan edildiği gibi hastalık kişinini günahlarına keffaret, cennetteki derecesinin yükselmesine ya da daha kötü bir belayı def etme gibi faydaları var ise neden Allahtan şifa dilenmektedir.?Alimler bu konu hakkında şöyle demişlerdir: hasta olan bir kimsenin Allahtan şifa istemesi caizdir. Zira “Dua bir ibadettir. Ne sevaba ne de kefârete ters değildir. Zira her ikisi de hastalığın başlangıcında ve sabretmek sonucu hâsıl olur. Dua eden ise iki ecrin ve sevabın arasındadır: Ya talep etmiş olduğu şifa verilecek, ya da ona bedel, faydalı olanın kendine isabet etmesi veya zararının defedilmesi suretiyle maslahat verilecektir. Bunların hepsi de Allahın fazlındandır.Bir Müminin hayatı imtihandan ibarettir. Yüce rabbimiz: “Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz, muhakkak ki bu, (yapılacak) işlerin en değerlisidir.” (Al-i imran 186)Resülullah (aleyhissalâtü vesselâm):”Mümine bir hastalık gelir, sonra da Allah ona şifa verirse, bu hastalık onun geçmiş günâhlarına kefâret, geri kalan hayatı için de bir öğüt olur” buyurur. (Ebu Davud)Bir insanın başına gelen hastalıkların tümü Allahın takdiridir. Bundan kaçış yoktur. Bir hasta Allah dilemedikçe asla iyileşemez ve tedavi olamaz. Hastalıkları veren Allah tır ve şifayı da verecek olan yalnızca o dur. Şüphesiz bir kimsenin sağlıklı ve sıhhatli olması en güzel ve en büyük devadır.Allahü telanın indirmiş olduğu bu büyük kurandan başka muazzam ve değerli bir şey var mıdır? Kuran Allahın sözdür. Kuran; Allahın takdirini, yine onun emri ile değiştirecek olandır. Hastalık ise onun takdiri ve kuranda onun emridir. Nitekim hastalıklar kuranın bereketi ve Allahın kudreti ile tedavi edilir.“Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen her hangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce o, Kitapta bulunmasın. Doğrusu bu Allaha kolaydır. Bu, kaybettiğinize üzülmemeniz ve Allahın size verdiği nimetlerle şımarmamanız içindir. Allah, kendini beğenip öğünen hiç kimseyi sevmez.” (Hadid 22-23)“Eyüp de: “Başıma bir bela geldi, (Sana sığındım), Sen merhametlilerin merhametlisisin” diye Rabbine nida etmişti. Biz de onun duasını kabul etmiş ve başına gelenleri kaldırmıştık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha vermiştik.” (Enbiya 83-84)Kuran; Yusuf(a.s)un gömleğinden daha muazzam değil midir? “Bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne sürün, görmeğe başlar; bütün çoluk çocuğunuzla bana gelin” dedi.” (Yusuf 93)İşte Yusuf(a.s)ın olayı bir güven ve inanç örneği ve Allahın takdiridir. Yusuf(a.s)kardeşlerine; babamın yüzüne sürün dediği bu gömlek, bir gün iftira ve yalancılığa şahitlik etmiş bir gömlek iken, gün gelmiş bu gömlek, babasının yüzüne sürüldüğünde bir ayet ve delil olmuş ve babasının gözleri mucizevî bir şekilde Allahın iradesi ve kudreti ile görmeye başlamıştı.Nasıl kuran şifa olmaz ki? Bir gömlek bir zaman geçtikten sonra çürüyüp ve yok olup gitmesine rağmen şifa oluyor ise, işte hiçbir zaman çürümeyen ve eskimeyen rabbimizin kelamı olan kuranda öylece şifadır. Öyleyse rabbimizin kitabının her hastalığa şifa olduğuna asla şaşırmayalım ve garibimize gitmesin. Ayrıca biz bilmekteyiz ki, çörek otu bitkisi bütün hastalıklara şifadır ve bunda şüphe yoktur. – Ebu Hüreyre (r.a) anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın.”(Buhari- Müslim- Tirmizi)- İbnu Ömer (r.a) anhüma anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Size şu çörek otunu tavsiye ederim. Zira onda, ölümden başka her derde şifa vardır.”(Buhari-Müslim)Öyleyse bir çörek otunun şifa olmasında veya bir bal’ın şifa olmasında hiçbir şüphe yok ise; kuranın da şifa olması noktasında asla ve asla hiçbir şüphe yoktur. Kuran kesinlikle insanların dış ve iç hastalıklarına maddi ve manevi bütün hastalıklarına şifadır. Ben kesinlikle kuranın müminler için şifa vesilesi ve kaynağı olduğunu hükmediyor ve inanıyorum. Çünkü yüce yaratanımız ve her şeyin sahibi olan; hastalıkları ve şifaları veren Allah(c.c)şöyle diyor: “Kurandan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.”buyurmuştur.(İsra 82)Kim kuranın şifa ve rahmet kitabı olduğuna inanmaz ise mutlaka o kimse hakkı inkar etmiş ve Allahın kelamını yalanlayarak kafir olmuştur.Sübhanallah Kim Allahü tealanın buyurmuş olduğu; kuran şifadır manasına bakar ve üzerinde düşünürse, mutlaka onun şifasının kesin olacağını görecektir. Zira bir kimse bir hastalıktan dolayı tedavi görür fakat bir müddet sonra bu hastalık kendisine tekrar sirayet eder ve kendisini gösterebilir veya hastalık başka bir organa veya mekâna sıçrayabilir. Ya da hastalıktan şifa bulduğu zannedilir fakat hastalık vücudu terk etmemiş olabilir. Lakin kuran asla böyle değildir. Kuranın tedavisi; Allahın tedavisi ve şifasıdır. Allahın şifa ve tedavisinde şüphe veya her hangi bir kalıntı olması söz konusu mudur? Kuran ile tedavi edilen bir kimse Allahın izni ve bereketi ile bütün dert ve sıkıntılarından kurtulur ve tamamen bir rahatlığa kavuşur.- Hâris el-Aver(r.a)anlatıyor: “Mescide uğramıştım, gördüm ki halk, zikri terkedip malâyanî konulara dalmış, konuşuyor. Hz. Ali ((r.a) anh)ye çıkıp durumdan haberdâr ettim. Bana:-“Doğru mu söylüyorsun, öyle mi yapıyorlar?” dedi, Ben:-“Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)ın şöyle söylediğini işittim:-“Haberiniz olsun bir fitne çıkacak” Ben hemen sordum:-“Bundan kurtuluş yolu nedir Ey Allahın Resûlü?” Buyurdu ki:-“Allahın Kitabı (na uymak)dır. Onda sizden önceki (milletlerin ahvâliyle ilgili) haber, sizden sonra (kıyamete kadar) gelecek fitneler ve kıyâmet ahvâli ile ilgili haberler mevcut. Ayrıca sizin aranızda (iman-küfür, taat-isyân, haram-helâl vs. nevinden) cereyân edecek ahvâlin de hükmü var. O, hak ile batılı ayırdeden ölçüdür. Onda herşey ciddîdir, gâyesiz bir kelâm yoktur. Kim akılsızlık edip, Ona inanmaz ve Onunla amel etmezse, Allah onu helâk eder. Kim Onun dışında hidâyet ararsa Allah onu saptırır. O Allahın sağlam ipidir. O, hikmetli olan zikirdir, O dosdoğru yoldur. O, kendine uyan hevaları koymaktan, kendisini (kıraat eden) delilleri iltibastan korur. Alimler ona doyamazlar. Onun çokca tekrarı usanç vermez, tadını eksiltmez. İnsanı hayretlere düşüren mümtaz yönleri son bulmaz, tükenmez, O öyle bir kitaptır ki, cinler işittikleri zaman şöyle demekten kendilerini alamadılar: “Biz, hiç duyulmadık bir tilâvet dinledik. Bu doğruya götürmektedir, biz onun (Allah kelâmı olduğuna) inandık” (Cin 1). Kim ondan haber getirirse doğru söyler. Kim onunla amel ederse ücrete mazhar olur. Kim onunla hüküm verirse adaletle hükmeder. Kim ona çağrılırsa, doğru yola çağrılmış olur. Ey Aver, bu güzel kelimeleri öğren.”(Tirmizî)Kuranı kerinin şifa olması hakkında, Mevâhib-i Ledünniye mütercimi şöyle der;”Hak Teâlâ Hazretleri izâle-i emrazda (hastalıkların tedavisinde) Kuran-ı Azimden eam ve enfa (bütün hastalıklarda geçerli daha müessir) bir deva inzal etmemiştir. Kuran-ı Azim marazlara şifa ve âyine-i kuluba ciladır” diyerek ifade eder. Yani hem maddî ve hem de manevî hastalıkların en faydalı bir ilacıdır.

SABAH VE AKŞAM YAPILAN KORUYUCU DUÂLAR VE ZİKİRLER

Sabah namazından sonar güneş doğana kadar ve ikindiden sonra güneş batana kadar bu zikirlerin yapılması faziletli olacaktır. Ayrıca yatmadan once yapılacak olan zikirler mevcut onlarıda ihmal etmemek hayrınıza olacaktır.

SABAH VE AKŞAM YAPILAN DUÂLAR: 

(( اَلْحَمْدُ للهِ وَحْدَهُ، وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى مَنْ لاَنَبِيَّ بَعْدَهُ ))

“Hamd, yalnızca Allah’adır. Salât ve selâm, kendisinden sonra peygamber gelmeyecek olan Muhammedin üzerine olsun.”[1][103]

{اللَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ} [سورة البقرة الآية: 255] 

“Allah, Ondan başka ilah olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, Hayy, Kayyûm’dur (her an yarattıklarını gözetendir). Göklerde ve yerde olan ancak Onundur. O nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini, işleyeceklerini bilir.Onun dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar.Kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır,onların gözetil-mesi Ona ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.”[2][104] 

76- (24/2) Üç kere 

{قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ} [سورة الإخلاص]

Bismi’llahirrahmânirrahîm “De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir, (her şeyden müstağni ve her şey Ona muhtaçtır). O doğurmamış ve doğmamıştır.Hiç bir şey Ona denk değildir.”[3][105]  

 

{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ} [سورة الفلق]

Bismillahirrahmânirrahîm “De ki: “Yarattıklarının şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere üfleyen büyü-cülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasetçilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.”[4][106]  

 

{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ إِلَهِ النَّاسِ مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ} [سورة الناس]

Bismillahirrahmânirrahîm “De ki: İnsanlar ve cinlerden olup insanların göğüslerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrin-den, insanların Rabbi, insanların hükümdârı ve insanların ilahı olan Allaha sığınırım.” [5][107] 

(( أَصْبَحْنَا وَأَصْبَحَ الْمُلْكُ ِللهِ وَالْحَمْدُ ِللهِ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ، رَبِّ أَسْأَلُكَ خَيْرَ مَا فيِ هَذَا الْيَوْمِ وَخَيْرَ مَا بَعْدَهُ   وَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا فِي هَذَا الْيَوْمِ وَشَرِّ مَا بَعْدَهُ، رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكَسَلِ، وَسُوءِ الْكِبَرِ، رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابٍ فِي النَّارِ وَعَذابٍ فِي الْقَبْرِ ))

77- (24/3) “Mülk, Allah’a âit olduğu halde sabahladık.[6][108] Hamd Allah’adır.Allah’tan başkahakkıyla ibâdet lâyık hiçbir  ilah yoktur.O, tektir ve ortağı yoktur.Mülk O’nundur.Hamd, O’nadır. O, her şeye gücü yetendir. Rabbim Senden bu günde olan ve bu günden sonraki hayrı ister;[7][109]  bu günün şerrinden ve bu günden sonraki şerden de sana sığınırım.Rabbim Tembellikten ve ihtiyar-lığın kötülüğünden sana sığınırım.Rabbim Cehennem ve kabir azabından sana sığınırım.”[8][110] 

(( اَللَّهُمَّ بِكَ أَصْبَحْنَا، وَبِكَ أَمْسَيْنَا، وَبِكَ نَحْيَا، وَبِكَ نَمُوتُ وَ إِلَيْكَ النُّشُورُ ))

78- (24/4) “Allahım Senin yardımınla sabahlar ve yine senin yardımınla akşamlarız.[9][111] Senin yardımınla yaşar ve senin yardımınla ölürüz.Ve dönüş, yalnızca sanadır..”[10][112] 

(( اَللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ خَلَقْتَنيِ وَ أَنَا عَبْدُكَ، وَ أَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَ وَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلََىَّ، وَأَبُوءُ بِذَنْبيِ فَاغْفِرْ ليِ فَإِنَّهُ لاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ ))

79- (24/5) “Allahım Sen benim Rabbimsin. Senden başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur.Beni sen yarattın ve ben senin kulunum.Gücüm yettiğince sana verdiğim söz üzereyim. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım.Üzerimdeki nimetini ve günahlarımı kabul ediyorum.Beni bağışla.Şüphesiz günahları ancak sen bağışlarsın.”[11][113] 

(( اَللَّهُمَّ إِنِّي أَصْبَحْتُ أُشْهِدُكَ وَأُشْهِدُ حَمَلَةَ عَرْشِكَ، وَمَلاَئِكَتَكَ وَجَمِيعَ خَلْقِكَ، أَنَّكَ أَنْتَ اللهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ وَحْدَكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ، وَأَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ ))

80- (24/6) (Dört kere) “Allahım Senin kendinden başka hakkıyla ibâdet lâyık hiçbir ilah olmayan Allah olduğuna ve Muhammed’in de senin kulun ve elçin olduğuna; seni, senin arşını taşıyanları, meleklerini ve bütün yarattıklarını şahit tutarak sabahladım[12][114].”[13][115] 

(( اَللَّهُمَّ مَا أَصْبَحَ بِي مِنْ نِعْمَةٍ أَوْ بِأَحَدٍ مِنْ خَلْقِكَ فَمِنْكَ وَحْدَكَ لاَشَرِيكَ لَكَ، فَلَكَ الْحَمْدُ وَلَكَ الشُّكْرُ ))

81- (24/7) “Allahım Benim veya kullarından biri yanında sabaha[14][116] çıkan her nimet sadecesendendir.Senin ortağın yoktur. Hamd, yalnızca sanadır. Şükür de sanadır.”[15][117] 

(( اَللَّهُمَّ عَافِنِي فيِ بَدَنِي، اَللَّهُمَّ عَافِنيِ فيِ  سَمْعيِ، اَللَّهُمَّ عَافِنيِ فيِ بَصَرِي، لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ. اَللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْكُفْرِ وَالْفَقْرِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، لاَ إِلَهَ إِلاَ أَنْتَ ))

82- (24/8) (üç kere) “Allahım Bedenime âfiyet ver. AllahımKulağıma âfiyet ver.Allahım Gözüme âfiyet ver.Senden başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. Allahım Küfürden ve fakirlikten sana sığınırım.Kabir azabından sana sığınırım. Senden başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur.”[16][118]

((حَسْبِيَ اللهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ، عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ، وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ ))

83- (24/9)  (Yedi kere) “Allah bana yeter.O’ndan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur.Ben, yalnızca O’na tevekkül ettim.O, yüce arşın Rabbidir.”[17][119]

(( اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلـُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فيِ الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ، اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلـُكَ الْعَفْوَ وَالْعَافِيَةَ فيِ دِينيِ وَدُنْيَايَ وَأَهْليِ، وَمَاليِ، اَللَّهُمَّ اسْتُرْ عَوْرَاتِي، وَآمِنْ رَوْعَاتِي، اَللَّهُمَّ احْفَظْنيِ مِن بَيْنِ يَدَيَّ، وَمِنْ خَلْفِي، وَعَنْ يَمِينيِ، وَعَنْ شِـمَاليِ، وَمِـنْ فَوْقِي، وَأَعُوذُ بِعَظَمَتِكَ أَنْ أُغْتَالَ مِنْ تَحْتيِ ))

84- (24/10) “Allahım Dünya ve âhirette senden af ve âfiyet dilerim.Allahım Dinim, dünyam, âilem ve malım hakkında senden af ve âfiyet dilerim.AllahımAyıplarımı gizle ve beni korkularımdan emin kıl.AllahımBeni önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden (gelecek belâlara karşı) koru.Altımdan yere batırılarak helak edilmekten senin azametine sığınırım”[18][120] 

(( اَللَّهُمَّ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَـادَةِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ، رَبَّ كُلِّ شَيْءٍ وَمَلِيكَهُ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ نَفْسِي، وَمِنْ شَرِّ الشَّيْطَانِ وَشِرْكِهِ، وَأَنْ أَقْتَرِفَ عَلَى نَفْسِي سُوءاً، أَوْ أَجُرَّهُ إِلىَ مُسْلِمٍ ))

85- (24/11) “Gizli ve âşikarı bilen, göklerin ve yerin yaratıcısı Allahım Her şeyin Rabbi ve sahibi Senden başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah olmadığına şehâdet ederim. Nefsimin şerrinden sana sığınırım.Şeytan ve şirkinin şerrinden, nefsime kötülük etmekten veya o kötülüğü bir müslümana götürmekten sana sığınırım.”[19][121] 

(( بِسْمِ اللهِ الَّذِي لاَيَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فيِ الأَرْضِ وَلاَ فيِ السَّمَاءِ، وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ))

86- (24/12) (Üç kere) “İsmiyle yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla(başlarım). O, hakkıyla işiten ve her şeyi bilendir.”[20][122]108 

(( رَضِيـتُ بِاللهِ رَبًّا، وَبِالإِسْلاَمِ دِيناً، وَبِمُحَمَّدٍ صَلَّىالله ُعَلَيْهِ وَسَلَّمَ نَبِيّاً ))

87- (24/13) (Üç kere) “Rab olarak Allah’tan, dîn olarak İslam’dan, Peygamber olarak Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’den râzı oldum.”[21][123] 

(( يَاحَيُّ يَا قَيوُّمُ بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ، أَصْلِحْ ليِ شَأْنِي كُلَّهُ، وَلاَ تَكِلْنيِ ِلىَ نَفْسِي طَرْفَةَ عَيْنٍ ))

88- (24/14) “Ya Hayy, Ya KayyûmSenin rahmetinle yardım dilerim.Bütün işlerimi düzelt ve beni göz açıp kapayınca kadar    –bile  olsa- nefsime bırakma.”[22][124]

(( أَصْبَحْنَا وَأَصْبَحَ الْمُلْكُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ،اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ خَيْرَ        هَذَاالْيَوْمِ، فَتْحَهُ وَنَصْرَهُ وَنُورَهُ، وَبَرَكَتَهُ، وَهُدَاهُ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا فِيهِ وَشَرِّ مَا بَعْدَهُ“

89- (24/15) “Mülk, Âlemlerin Rabbi Allah’ın olduğu halde sabahladık.[23][125] Allahım Senden bu günün[24][126] hayrını, fethini, zaferini, nûrunu, bereketini ve hidâyetini dilerim.Onda ve sonrasındaki şerden sana sığınırım.”[25][127] 

(( أَصْبَحْنَا عَلَى فِطْرَةِ الإِسْلاَمِ،وَعَلَى كَلِمَةِ اْلإِخْلاَصِ،وَعَلَى دِينِ نَبِيِّنـَا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَعَلَى مِلَّةِ أَبِينَا إِبْرَاهِيمَ، حَنِيفاً مُسْلِماً وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ))

90- (24/16) “İslâm fıtratı, ihlas kelimesi ve Nebîmiz Muhammed-sallallahu aleyhi ve sellem-’in dini üzere; hanif ve müslüman olan, müşriklerden olmayan babamız İbrahim’in milleti üzere sabaha eriştik.”[26][128] 

91- (24/17) (Yüz kere): 

(( سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ ))

 “Allah’a hamdederek O’nu tüm noksanlıklardan tenzih ederim.”[27][129]

92- (24/18) On kere, tembellik gösterilirse bir defa[28][130]:

(( لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَشَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ))

“Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. O, birdir ve hiçbir ortağı yoktur.Mülk O’nundur, hamd da O’nadır.

O, her şeye gücü yetendir.”[29][131] 

93- (24/19) Sabahlayınca yüz kere

(( لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَشَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ )

“Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur. O, birdir ve hiçbir ortağı yoktur.Mülk O’nundur, hamd da O’nadır. O, her şeye gücü yetendir.”[30][132] 

94- (24/20)  Sabahlayınca üç kere:

(( سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ، عَدَدَ خَلْقِهِ، وَرِضَا نَفْسِهِ، وَزِنَةَ عَرْشِهِ وَمِدَادَ كَلِمَاتِهِ ))

“Yarattıklarının sayısınca, kendisinin râzı olacağı kadar, arşının ağırlığı ve kelimelerinin çokluğunca hamdederek Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim.”[31][133]

95- (24/21) Sabahlayınca: 

(( اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ عِلْماً نَافِعاً وَرِزْقاً طَيِّباً وَعَمَلاً مُتَقَبَّلاً ))

 “AllahımSenden, faydalı bir ilim, temiz bir rızık ve Kabul olunan bir amel dilerim.”[32][134] 

96- (24/22) Günde yüz kere:

(( أَسْتَغْفِرُ اللهَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ ))

“Allah’tan mağfiret diler ve O’na tevbe ederim.”[33][135] 

97- (24/23) Akşamlayınca üç kere:

(( أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ ))

 “Yarattıklarının şerrinden, Allah’ın eksiksiz kelimelerine sığınırım.”[34][136]

98- (24/24) On kere:

(( اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسلِّمْ عَلَى نَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ ))

 “Allahım Peygamberimiz Muhammed’e salât ve selâm eyle.”[35][137] 

UYKUDAN ÖNCE YAPILAN DUÂLAR:

99- (13/1) İki avucunu bitiştirir; İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini okuyarak üfler:

 

{قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ} [سورة الإخلاص]

Bismi’llahirrahmânirrahîm “De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir, (her şeyden müstağni ve her şey Ona muhtaçtır). O doğurmamış ve doğmamıştır.Hiç bir şey Ona denk değildir.”[36][138] 

 

{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ} [سورة الفلق]

Bismillahirrahmânirrahîm “De ki: “Yarattıklarının şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere üfleyen büyü-cülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasetçilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.”[37][139]  

 

{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ إِلَهِ النَّاسِ مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ} [سورة الناس]

Bismillahirrahmânirrahîm “De ki: İnsanlar ve cinlerden olup insanların göğüslerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrin-den, insanların Rabbi, insanların hükümdârı ve insanların ilahı olan Allaha sığınırım.” [38][140] 

Sonra vücudundan ulaşabildiği yerleri avuçlarıyla, başının üzerinden, yüzünden ve vücudunun ön kısmından  [Okuma ve meshetme üç kere tekrarlanır.][39][141]

{اللَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ} [سورة البقرة الآية: 255]

“Allah, Ondan başka ilah olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, Hayy, Kayyûm’dur (her an yarattıklarını gözetendir). Göklerde ve yerde olan ancak Onundur. O nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini, işleyeceklerini bilir.Onun dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar.Kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır,onların gözetil-mesi Ona ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.”[40][142] 

{آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ لاَ يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ} [سورة البقرة :285- 286] 

101- (13/3) “Peygamber ve (ona) îmân edenler, ona Rabbinden indirilene îmân ettiler.Hepsi de Allaha, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine îmân ettiler ve onlar arasından hiçbirisini ayırt etmeyiz, işittik ve itaat ettik.Rabbimiz Affını dileriz, dönüş yalnızca sanadır dediler.Allah bir kimseye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir.Rabbimiz Eğer unutur veya hataya düşersek, bizi sorumlu tutma.Rabbimiz Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.Rabbimiz Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme.Bizi affet Bizi bağışla Bize acı Sen bizim mevlâ-mızsın.Kâfirlere karşı bize yardım et”[41][143] 

(( بِاسْمِكَ رَبَّي وَضَعْتُ جَنْبيِ، وَبِكَ أَرْفَعُهُ،فَإِنْ أَمْسَكْتَ نَفْسِي فَارْحَمْهَا، وَإِنْ أَرْسَلْتَهَا فَاحْفَظْهَا،بِمَا تَحْفَظُ بِهِ عِبَادَكَ الصَّالِحِينَ ))

102- (13/4) “Senin isminle[42][144] Rabbim, yanımı (vücudumu) bıraktım ve senin irâdenle onu kaldırırım.Ruhumu alırsan ona rahmet et.Eğer geri gönderirsen, salih kullarını koruduğun şekilde onu da koru.”[43][145] 

(( اَللَّهُمَّ إِنَّكَ خَلَقْتَ نَفْسِي وَأَنْتَ تَوَفَّاهَا،لَكَ مَمَاتُهَاوَمَحْيَاهَا إِنْ أَحْيَيْتَهَا فَاحْفَظْهَا،وَإِنْ أَمَتَّهَا فَاغْفِرْلَهَا.اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْعَافِيَةَ ))

103- (13/5) “Allahım Nefsimi sen yarattın ve onu sen öldü-rürsün.Nefsimin ölümü ve yaşaması sana âittir.Eğer yaşatırsan onu koru, öldürürsen onu bağışla.AllahımSenden âfiyet dilerim.”[44][146]

(( اَللَّهُمَّ قِنيِ عَذَابَكَ يَوْمَ تَبْعَثُ عِبَادَكَ ))

104- (13/6) (Üç kere) “Allahım[45][147] Kullarını yeniden dirilttiğin gün beni azabından koru.”[46][148]

(( بِاسْمِكَ اللَّهُمَّ أَمُوتُ وَأَحْيَا ))

105- (13/7) “Allahım Senin adınla ölür ve senin adınla yaşarım.”[47][149]

(( سُبْحَانَ اللهِ،  وَالْحَمْدُ للهِ،  وَاللهُ أَكْبَرُ ))

106- (13/8) -Otuzüç kere- “Sübhânallah” -Otuzüç kere- “Elhamdülillah” -Otuzdört kere- “Allahu Ekber.”[48][150]

(( أَللَّهُمَّ رَبَّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبَّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَيْءٍ، فَالِقَ الْحَبِّ وَالنَّوَى، وَمُنْزِلَ التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ، وَالْفُرْقَانِ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ كُلِّ شَيْءٍ أَنْتَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهِ. اَللَّهُمَّ أَنْتَ الأَوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الآخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ شَيْءٌ وَأَنْتَ الظَّاهِرُ فَلَيْسَ فَوْقَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ البَاطِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَيْءٌ، اِقْضِ عَنَّا الدَّيْنَ وَأَغْنِنَا مِنَ الْفَقْرِ ))

107- (13/9) “Yedi kat semânın, yüce arşın Rabbi, bizim Rabbimiz, her şeyin Rabbi, tane ve çekirdekleri yaran, Tevrat’ı, İncil’i ve Furkan’ı indiren Allahım Alnından tuttuğun her şeyin şerrinden sana sığınırım.AllahımSen Evvel’sin,senden önce hiçbir şey yoktur. Sen Âhir’sin, senden sonra hiçbir şey yoktur.Sen, Zahir’sin, senden üstte hiçbir şey yoktur.Sen Bâtın’sın, senden öte hiçbir şey yoktur.Bizden borcu gider ve bizi fakirlikten kurtarıp zenginleştir.”[49][151] 

(( اَلْحَمْدُللهِ الَّذِي أَطْعَمَنَا وَسَقَانَا، وَكَفَانَا، وَآوَانَا، فَكَمْ مِمَّنْ لاَكَافِيَ لَهُ وَلاَ مُؤْوِيَ ))

108- (13/10) “Bizi yediren, içiren, koruyan ve barındıran Allah’a hamdolsun.Nice koruyanı ve barındıranı olmayan vardır.”[50][152] 

(( اَللَّهُمَّ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ، رَبَّ كُلِّ شَيْءٍ وَمَلِيكَهُ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ نَفْسِي، وَمِنْ شَرِّ الشَّيْطَانِ وَشِرْكِهِ، وَأَنْ أَقْتَرِفَ عَلَى نَفْسِي سُوءاً،أَوْ أَجُرَّهُ إِلىَ مُسْلِمٍ ))

109- (13/11) “Gizli ve âşikârı bilen,göklerin ve yerin yaratıcısı, her şeyin rabbi ve meliki Allahım Senden başka hakkıyla ibâdet lâyık hiçbir ilah olmadığına şehadet ederim. Nefsimin şerrinden,şeytanın ve şirkin şerrinden, nefsime kötülük etmekten veya o kötülüğü bir müslümana götürmekten sana sığınırım.”[51][153] 

110- (13/12) Secde ve Mülk sûreleri okunur.[52][154]133 

(( اَللَّهُـمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ ))

111- (13/13) “Allahım[53][155] Nefsimi sana teslim ettim.İşimi sana havâle ettim.Yüzümü sana çevirdim.Senden ümit ederek ve korkarak sırtımı sana dayadım.Sığınmak ve  sakınmak, ancak sana yönelmekle olur.İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygam-berine îmân ettim.”[54][156 

UYUMADAN OKUNACAK DUA VE KORUNMALAR AYETLERİ

UYKUDAN ÖNCE YAPILAN DUÂLAR:

99- (13/1) İki avucunu bitiştirir; İhlas, Felak ve Nâs sûrelerini okuyarak üfler:

 

{قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ} [سورة الإخلاص]

Bismi’llahirrahmânirrahîm “De ki: O Allah birdir. Allah Samed’dir, (her şeyden müstağni ve her şey Ona muhtaçtır). O doğurmamış ve doğmamıştır.Hiç bir şey Ona denk değildir.”[1][138] 

 

{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِن شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ}[سورة الفلق]

Bismillahirrahmânirrahîm “De ki: “Yarattıklarının şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere üfleyen büyü-cülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasetçilerin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.”[2][139]  

 

{قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ إِلَهِ النَّاسِ مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ} [سورة الناس]

Bismillahirrahmânirrahîm “De ki: İnsanlar ve cinlerden olup insanların göğüslerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrin-den, insanların Rabbi, insanların hükümdârı ve insanların ilahı olan Allaha sığınırım.” [3][140] 

Sonra vücudundan ulaşabildiği yerleri avuçlarıyla, başının üzerinden, yüzünden ve vücudunun ön kısmından  [Okuma ve meshetme üç kere tekrarlanır.][4][141]

{اللَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ} [سورة البقرة الآية: 255]

“Allah, Ondan başka ilah olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, Hayy, Kayyûm’dur (her an yarattıklarını gözetendir). Göklerde ve yerde olan ancak Onundur. O nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini, işleyeceklerini bilir.Onun dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar.Kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır,onların gözetil-mesi Ona ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.”[5][142] 

{آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ لاَ يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ} [سورة البقرة :285- 286] 

101- (13/3) “Peygamber ve (ona) îmân edenler, ona Rabbinden indirilene îmân ettiler.Hepsi de Allaha, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine îmân ettiler ve onlar arasından hiçbirisini ayırt etmeyiz, işittik ve itaat ettik.Rabbimiz Affını dileriz, dönüş yalnızca sanadır dediler.Allah bir kimseye ancak gücünün yeteceği kadar yükler; kazandığı iyilik lehine, ettiği kötülük de aleyhinedir.Rabbimiz Eğer unutur veya hataya düşersek, bizi sorumlu tutma.Rabbimiz Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.Rabbimiz Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme.Bizi affet Bizi bağışla Bize acı Sen bizim mevlâ-mızsın.Kâfirlere karşı bize yardım et”[6][143] 

(( بِاسْمِكَ رَبَّي وَضَعْتُ جَنْبيِ، وَبِكَ أَرْفَعُهُ،فَإِنْ أَمْسَكْتَ نَفْسِي فَارْحَمْهَا، وَإِنْ أَرْسَلْتَهَا فَاحْفَظْهَا،بِمَا تَحْفَظُ بِهِ عِبَادَكَ الصَّالِحِينَ ))

102- (13/4) “Senin isminle[7][144] Rabbim, yanımı (vücudumu) bıraktım ve senin irâdenle onu kaldırırım.Ruhumu alırsan ona rahmet et.Eğer geri gönderirsen, salih kullarını koruduğun şekilde onu da koru.”[8][145] 

(( اَللَّهُمَّ إِنَّكَ خَلَقْتَ نَفْسِي وَأَنْتَ تَوَفَّاهَا،لَكَ مَمَاتُهَاوَمَحْيَاهَا إِنْ أَحْيَيْتَهَا فَاحْفَظْهَا،وَإِنْ أَمَتَّهَا فَاغْفِرْلَهَا.اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ الْعَافِيَةَ ))

103- (13/5) “Allahım Nefsimi sen yarattın ve onu sen öldü-rürsün.Nefsimin ölümü ve yaşaması sana âittir.Eğer yaşatırsan onu koru, öldürürsen onu bağışla.AllahımSenden âfiyet dilerim.”[9][146]

(( اَللَّهُمَّ قِنيِ عَذَابَكَ يَوْمَ تَبْعَثُ عِبَادَكَ ))

104- (13/6) (Üç kere) “Allahım[10][147] Kullarını yeniden dirilttiğin gün beni azabından koru.”[11][148]

(( بِاسْمِكَ اللَّهُمَّ أَمُوتُ وَأَحْيَا ))

105- (13/7) “Allahım Senin adınla ölür ve senin adınla yaşarım.”[12][149]

(( سُبْحَانَ اللهِ،  وَالْحَمْدُ للهِ،  وَاللهُ أَكْبَرُ ))

106- (13/8) -Otuzüç kere- “Sübhânallah” -Otuzüç kere- “Elhamdülillah” -Otuzdört kere-“Allahu Ekber.”[13][150]

(( أَللَّهُمَّ رَبَّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبَّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَيْءٍ، فَالِقَ الْحَبِّ وَالنَّوَى، وَمُنْزِلَ التَّوْرَاةِ وَالإِنْجِيلِ، وَالْفُرْقَانِ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ كُلِّ شَيْءٍ أَنْتَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهِ. اَللَّهُمَّ أَنْتَ الأَوَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ الآخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ شَيْءٌ وَأَنْتَ الظَّاهِرُ فَلَيْسَ فَوْقَكَ شَيْءٌ، وَأَنْتَ البَاطِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَيْءٌ، اِقْضِ عَنَّا الدَّيْنَ وَأَغْنِنَا مِنَ الْفَقْرِ ))

107- (13/9) “Yedi kat semânın, yüce arşın Rabbi, bizim Rabbimiz, her şeyin Rabbi, tane ve çekirdekleri yaran, Tevrat’ı, İncil’i ve Furkan’ı indiren Allahım Alnından tuttuğun her şeyin şerrinden sana sığınırım.AllahımSen Evvel’sin,senden önce hiçbir şey yoktur. Sen Âhir’sin, senden sonra hiçbir şey yoktur.Sen, Zahir’sin, senden üstte hiçbir şey yoktur.Sen Bâtın’sın, senden öte hiçbir şey yoktur.Bizden borcu gider ve bizi fakirlikten kurtarıp zenginleştir.”[14][151] 

(( اَلْحَمْدُللهِ الَّذِي أَطْعَمَنَا وَسَقَانَا، وَكَفَانَا، وَآوَانَا، فَكَمْ مِمَّنْ لاَكَافِيَ لَهُ وَلاَ مُؤْوِيَ ))

108- (13/10) “Bizi yediren, içiren, koruyan ve barındıran Allah’a hamdolsun.Nice koruyanı ve barındıranı olmayan vardır.”[15][152] 

(( اَللَّهُمَّ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ، رَبَّ كُلِّ شَيْءٍ وَمَلِيكَهُ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ نَفْسِي، وَمِنْ شَرِّ الشَّيْطَانِ وَشِرْكِهِ، وَأَنْ أَقْتَرِفَ عَلَى نَفْسِي سُوءاً،أَوْ أَجُرَّهُ إِلىَ مُسْلِمٍ ))

109- (13/11) “Gizli ve âşikârı bilen,göklerin ve yerin yaratıcısı, her şeyin rabbi ve meliki Allahım Senden başka hakkıyla ibâdet lâyık hiçbir ilah olmadığına şehadet ederim. Nefsimin şerrinden, şeytanın ve şirkin şerrinden, nefsime kötülük etmekten veya o kötülüğü bir müslümana götürmekten sana sığınırım.”[16][153] 

110- (13/12) Secde ve Mülk sûreleri okunur.[17][154]133 

(( اَللَّهُـمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلاَّ إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ ))

111- (13/13) “Allahım[18][155] Nefsimi sana teslim ettim.İşimi sana havâle ettim.Yüzümü sana çevirdim.Senden ümit ederek ve korkarak sırtımı sana dayadım.Sığınmak ve  sakınmak, ancak sana yönelmekle olur.İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygam-berine îmân ettim.”[19][156 

 

Adil Ramazanoğlu      istanbul  rukyeci

 

 

UYUMADAN  YAPİLİRSA KORUNMA OLUR  HASTALAR İÇİN DE HEM ŞİFA HEMDE KORUYUCU OLUR UYKULARİNDA RAHATSIZ EDİLMELER AZALİR

RUKYE AYETLERİ HANGİ HASTALİĞA HANGİ AYETLER OKUNUR

HANGİ HASTALIKLARA, HANGİ AYETLERİN OKUNMASI DAHA UYGUN OLUR

BAŞ ARISI/YARIM BAŞ ARISI(MİKREN)

 

TEDAVİ

Şimdi aşağıda zikredeceğimiz bir kısım hastalıklar için okunması uygun olan ayetleri zikredeceğiz. Fakat burada şunu belirtmekte fayda var. Bu zikredeceğimiz bir kısım ayetler genel olarak kuranın şifa olmasından yola çıkılarak ve okunacak olan hastalığa uygun ayet ve sureler seçilerek belirtilmiştir. Rasulullahın(s.a.v)bu ayetleri, belirli hastalıklara karşı okuduğuna dair bir delile rastlamadık. Fakat bazı kitaplarda bazı âlimlerin belirli ayetleri, belirli hastalıklara karşı okuduklarına rastlanmaktadır.[1] Biraz önce belirttiğimiz gibi bir kısım ayetlerin belirli hastalıklara okunmasının sebebi genel olarak kuranın bütün hastalıklara şifa olması ve bu zikredeceğimiz ayetlerin okunacak hastalıklara uygun olmasıdır. Mesela bu konunun iyice anlaşılması için şöyle diyebiliriz; bir göz hastalığı için tutup bir cehennem ayeti okunması veya bir hayız, iddet veya boşanma ayeti okunmasından ziyade bu hastalığa uygun, gözle ilgili ayetlerin seçilmesinin daha münasib ve isabetli olması hasebiyle seçildiğini vurgulamak isteriz.

Konuya geçmeden önce kuran veya hadis okunarak tedavi edilecek hastanın ağrıyan yere el konulması veya sürülmesi, üflenmesi, yedi kere okunması konularında ki delilleri zikretmek istiyoruz. Böylelikle kitabımızın başında da belirttiğimiz gibi her bir şeyi kurana ve sünnete uygun olmasına ve asla aykırı olmamasına dikkat etmiş olalım aynı zamanda kurana ve sünnete aykırı hareket etmemiş olalım.

 

AĞRIYAN YERE OL KOYMAK, ÜÇ/YEDİ KERE OKUMAK, ÜFLEMEK MÜSTEHABTIR

-Ebu Abdullah Osman b. Ebüi-Âstan (r.a.v) rivayet edilmiştir ki, bu şahıs Rasûlullaha (s.a.v) bedeninde duyduğu bir elemden müştekî oldu. Rasû­lullah (s.a.v) ona; “Elini, bedenindeki elem duyduğun yere koy (üç kere) şöyle de Bismillah ve yedi defa da Duyduğum ve sakındığım elemin şerrinden, Allahın izzet ve kudretine sığınırım de” buyurdu. (Müslim)

 

Hadise göre insanin kendisi içîn dua etmesi müstehabtır. Hadisteki yedi defa dua etmesi, yedi azaya sirayet etmesi içindir.

Hastaya rukye yaparken sağ elini ağrıyan yerinin üzerine koymak ve ha­disteki duayı okumak müstehabtır. Bu dua Rasûlullaha (s.a.v) mahsus olma­yıp bütün ümmete şamildir.[2]

- Nitekim H.z Aişe(r.a)bu konu hakkında şöyle buyurmaktadır: “Rasulullah(s.a.v) her gece döşeğine uzandığı va­kit avuçlarını birleştirerek “Felak, Nas ve îhlas” surelerini okurdu. Daha sonra avuçlarına üfler sonra da başından başlayarak yüzünü ve elleriyle vücudunun ulaşabildiği her yeri mesh ederdi.”(Buhari 6312)

- Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Vücudunun ağrıyan yerine elini koyarak üç defa

”بِسْمِ اللهِ“

(Bismillâh) de, sonra yedi defa da:

”أَعُوذُ بِاللهِ وَقُدْرَتِه مِنْ شَرِّ مَا أَجِدُ وَأُحاَذِرُ“

“Çektiğim ve çekindiğim (acının) şerrinden, Allaha ve Onun kudretine sığınırım” de(Müslim 4/1728)

 

-Osman İbnu Ebil-Âs (r.a) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)a müslüman olduğum günden beri bedenimde çekmekte olduğum bir ağrımı söyledim. Bana: “Elini, vücudunda ağrıyan yerin üzerine koy ve şu duayı oku” buyurdu. Dua şu idi:  Üç kere: “Bismillah”tan sonra yedi kere, “Eûzu bi-izzetillâhi ve kudretihî min şerri mâ ecidu ve uhâziru.” “Bedenimde çekmekte ve çekinmekte olduğum şu hastalığın şerrinden Allahın izzet ve kudretine sığınıyorum”  diyecektim.

Bunu birçok kereler yaptım. Allah Teâlâ hazretleri benden hastalığı giderdi. Bunu ehlime ve başkalarına söylemekten hiç geri kalmadım.” [Müslim, Selam 67, (2202); Muvatta, Ayn 9, (2, 942); Ebu Dâvud, Tıbb 19, (3891); Tirmizî, Tıbb 29, (2081).][3]

- Hz. İbnu Mesud (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) duayı üç kere yapmaktan, istiğfarı üç kere yapmaktan hoşlanırdı.”(Ebû Dâvud, Salât 361, (1524)

- Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) yatağına girdiği zaman, ellerine üfleyip Muavvizeteyni ve Kul hüvallahu ahadi okur ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi”(Buhari Fedâilul-Kurân 14, Tıbb, 39, Daavat 12; Müslim, Selâm 50, (2192); Muvattâ, Ayn 15, (2, 942); Tirmizi, Daavât 21, (3399); Ebu Dâvud, Tıbb 19, (3902)

- Osman İbnu Ebil-As (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allahın Resülü dedim, şeytan benimle namazımın ve kıraatimin arasına girip kıraatimi iltibas etmeme sebep oluyor, (ne yapayım?)

 

Aleyhissalâtu vesselâm bana şu cevabı verdi: “Bu Hınzeb denen bir şeytandır. Bunun geldiğini hissettin mi ondan Allaha sığın. Sol tarafına üç kere tükür

 

(Osman İbnu Ebi I-As) der ki: “Ben bunu yaptım, Allah Teâla Hazretleri onu benden giderdi.”(Müslim, Selâm 68, (2203).

 

AÇIKLAMA:

 

1- Tirmizî ve Ebu Dâvudun rivayetleri şu farkla başlar: “Beni helak edeyazan bir ağrı sebebiyle (yatıyordum). Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) beni görmeye geldi. Bana, Aleyhissalâtu vesselâm dedi ki: “Sağ elinle yedi kere (ağrının üzerinden) meshet ve şu duayı oku: “Euzu bi-izzetillâhi ve kudretihî…”

2- Bazı hastalıklara karşı rukye yapınca bu tarzı takip etmek gerekir: Yani rukyeyi yapan kimse hastanın ağrıyan yerinin üzerini sağ elle ovup mezkûr duayı yedi kere okumalıdır. Allahın izniyle neticesi görülecektir. Sadedinde olduğumuz rivayette Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), hastanın kendi kendine okuyup rukye yapmasını tavsiye buyurmaktadır.

3- Taberânîdeki rivayette, yapılacak yedi meshten her birinde mezkur duanın okunacağı söylenmiştir. Hâkimin rivayetinde Muhammed İbnu Sâlim der ki: “Sâbit el-Bünânî bana dedi ki: “Ey Muhammed, hastalanınca, elini ağrıyan yerin üzerine koy sonra: “Bismillâhi euzu bi-izzetillâhi ve kudretihî min şerri mâ ecidu min vece’i hâzâ”  de Sonra bunu tek olacak şekilde (3, 5, 7, 9 gibi) tekrarla. Çünkü bana, Enes İbnu Mâlik rivayet etti ki Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) kendisine böyle öğretmiş.”

4- Rukye sırasında duanın tekrarının gerekli olduğu belirtilmiştir: “Çünkü denir, ilâhî ilaçlarda ve tıbb-ı nebevî de dahi tekrar, fuzûlî maddeyi çıkarmada tabii ilaçların tekrarı ne ise, hastalığın tedavisinde daha müessir ve daha mükemmel olmak için aynı şeydir. Bunlarda da tekrarı gereken Zikrullah, işin Allaha tefvîzi ve Allahın izzeti ve kudretinden istiâne vardır, yedide ise başka miktarda olmayan ayrı bir hassa vardır. Öyle ise tekrar gerekir.”[4]

 

Başka bir hadisi şerifte: kim bunu sabayladığı ve akşamladığı zaman yedi kere söylerse dünya ve ahiret işlerinde allah ona kâfidir.

حَسْبِيَ اللهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ“

 

“Allah bana yeter. Ondan başka ilâh yoktur. Ben sâdece Ona tevekkül ettim (güvendim). O, yüce Arşın Rabbidir.” (Yedi defa tekrarlanır.)[5]

 

 

[1] Et Tıb En Nebevi, İbni kayyim El Cevziyye, İmam Zehebi

 

[2] Riyaz salihin Şerhi

 

[3] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 11/344.

 

[4] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 11/344-345.

 

[5] İbni Es Sünni merfu olarak, Ebu Davud mevkuf olarak rivayet etmişlerdir. Şuayb veAbdülkadir Arbaut isnadının sahih olduğunu söylemişlerdir. Bknz. Mecmeuz zevaid.

 

Sağ elinle hastanın başını tutarsın ve şu ayetleri okursun;

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ

 “…Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir…”(Bakara 178)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْ وَخُلِقَ الْإِنْسَانُ ضَعِيفًا

“İnsan zayıf yaratılmış olduğundan Allah sizden yükü hafifletmek ister.” (Nisa 28)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ ْآنَ خَفَّفَ اللَّهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ أَنَّ فِيكُمْ ضَعْفًا

 

 “Şimdi Allah yükünüzü hafifletti, zira içinizde zaaf bulunduğunu biliyordu.” (Enfal 66)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

كهيعص ذِكْرُ رَحْمَةِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا

Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad.

Bu, Rabbinin kulu Zekeriyaya olan rahmetini anmadır.

. O Rabbine içinden yalvarmıştı.

(Meryem 1-2-3)

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ

“Kullarım sana Beni sorarlarsa, bilsinler ki Ben, şüphesiz onlara yakınım. Benden isteyenin, dua ettiğinde duasını kabul ederim. Artık onlar da davetimi kabul edip Bana inansınlar ki doğru yolda yürüyenlerden olsunlar.” (Bakara 186)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

“Gecede ve gündüzde bulunan Onundur. O işitendir, Bilendir.”(Enam 13)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

أَلَمْ تَرَ إِلَى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًا

“Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu.”(Furkan 45)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

حم                                                                                                                                                          عسق

“Ha, Mim. Ayn, Sin, Kaf” (Şura)

 

BAŞ AĞRISI

Hastanın başını sağ elinle tutarsın ve başparmağını ve işaret parmağını anla bastırırsın ve yedi kere “Fatiha” suresini okursun( sübhanallah, Allahın şafi olduğuna şahitlik eden ve gönülden buna inanan kimsenin hastalığı Allahın izni ile iyileşir)

YARIM BAŞAĞRISI

Üç kere “ihlâs”suresi ve şu ayet okunur;

لَوْ أَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْءَانَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ

“Eğer Biz Kuranı bir dağa indirmiş olsaydık, sen, onun, Allah korkusuyla baş eğerek parça parça olduğunu görürdün.”(Haşr 21)

 

BÜTÜN BAŞ AĞRILARI

Okuyan kimse hastanın başına elini koyarak şu ayetleri okur:

وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ

1-      “…Müminlerin gönüllerine şifa versin…”(Tevbe 14)

وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ

2-      “…Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa…”(Yunus 57)

يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ إِنَّ فِي ذَلِكَ

3-       “…Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen bir millet için bunda ibret vardır.(Nahl 69)

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْءَانِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا

4-      ““Kurandan inananlara rahmet ve şifa olan şeyler indiriyoruz. O, zalimlerin ise sadece kaybını artırır.”buyurmuştur.(İsra 82)

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

5-      “…Hasta olduğumda bana O şifa verir.” (Şuara 80)

قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا هُدًى وَشِفَاءٌ

6-      “…Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır.” (Yunus 57)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ

صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ

1- Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla:

2. Hamd, âlemlerin Rabbi Allaha mahsustur.

3. O Rahman ve Rahimdir,

4. Din Gününün sahibidir.

5. Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz.

6. Bizi doğru yola eriştir

7. Nimete erdirdiğin kimselerin yoluna; gazaba uğrayanların, ya da sapıtanların yoluna değil. (Fatiha suresi 1-7)

 

GÖZ HASTALIKLARI VE GÖZÜ KUVVETLENDİRME

Göz hastalıklarına karşı ve gözün daha kuvvetli görmesi için şu ayetler okunur:

لَقَدْ كُنْتَ فِي غَفْلَةٍ مِنْ هَذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ

“Ona: “And olsun ki, sen, bundan gafildin; işte senden gaflet perdesini kaldırdık, bugün artık görüşün keskindir” denir.” (Kaf 22)

 

AZI DİŞİ AĞRISI

Ağrının bulunduğu yanağa şu ayetler yazılır;

قُلْ هُوَ الَّذِي أَنْشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ

“De ki: “Sizi yaratan sizin için kulaklar, gözler ve kalpler var eden Odur. Ne az şükrediyorsunuz” (Mülk23)

وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

“Gecede ve gündüzde bulunan o’nundur. O işitendir, Bilendir.”(Enam 13)

 

BOĞAZ AĞRISI

İmam Beyhakinin, Vâsile bin El-As’kadan nakletmiş olduğu bir hadisi şerifte; Adamın biri Rasulullah’ın(s.a.v)yanına gelerek, boğazının ağrıdığını söyledi. Rasulullah(s.a.v)adama; “sana kuran okumanı tavsiye ederim” dedi.[1]

Çokça kuran okumak; kişiyi sakinleştirir ve üzerine sekinet inmesine, Allahın rahmetinin kendisini kuşatmasına sebep olur. Böylelikle hastanın bütün organları görevlerini tam olarak yerine getirmeye başlarlar. Allahın emri ile kişi şifa bulur ve sağlığına kavuşur. Nitekim kişi kuran okumaya devam ettiği müddetçe, ses dalgalarının birbirine insicamıyla ruh tamamen tatmin olmaya başlar. Böylelikle kişi rahatlar ve bütün hastalıkların etkileri yok olur. Zira iyi ile kötü bir arada asla bulunmaz. İyinin geldiği yerde kötüye yerde yoktur. Kuran en büyük iyilik ve güzelliktir. Allahın kelamından daha güzel ve iyi bir şey olabilir mi? Nitekim Allahın kelamı, Allahın kitabına sarılan ve onunla amel, Rasulunun(s.a.)yolunu takip eden rahmanın kulları için, şifa, rahmet, bereket ve kurtuluştur.

 

BURUN KANAMASI

Şeyhul İslam İbni Teymiye(r.a)burun kanması olan kişinin anlına şu ayetleri yazardı;

وَقِيلَ يَاأَرْضُ ابْلَعِي مَاءَكِ وَيَا سَمَاءُ أَقْلِعِي وَغِيضَ الْمَاءُ وَقُضِيَ الْأَمْرُ

 

“Yere, “Suyunu çek”, göğe, “Ey gök sen de tut” denildi. Su çekildi, iş de bitti; gemi Cudiye oturdu. “Haksızlık yapan millet Allahın rahmetinden uzak olsun” denildi.(Hud 44)

Şeyhin şöyle dediğini işittim; birçok kişilere bu ayeti yazdım-Allahın izni ile-hepside iyileştiler.

Bazı cahil kimselerin yaptığı gibi, burnu kanayan kimsenin akan kanı ile yazmak caiz değildir. Zira kan necistir. Necis olan bir şey ile Allahın kelamı yazılmaz.

İbni Kayyim(r.a),Et-Tıb En-Nebevi kitabının 278 sayfasında böyle nakleder. Bir kaleme mürekkeb yerine Zaferan suyu ile doldurulur ve burnu kanayan kimsenin anlına yazılır.

 

SAĞIRLIK/

Kuran okuyan kimse, sağ elini duymayan kulağın üzerine koyar ve şu ayetleri okur;

لَوْ أَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْءَانَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

“Eğer Biz Kuranı bir dağa indirmiş olsaydık, sen, onun, Allah korkusuyla baş eğerek parça parça olduğunu görürdün. Bu misalleri, insanlar düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 21)

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

“O, görüleni de görülmeyeni de bilen, kendisinden başka tanrı olmayan Allahtır. O, acıyıcı olandır, acıyandır.

O, kendisinden başka tanrı olmayan, hükümran, çok kutsal; esenlik veren, güvenlik veren, görüp gözeten, güçlü, buyruğunu her şeye geçiren, ulu olan Allahtır. Allah putperestlerin koştukları eşlerden münezzehtir.

O, var eden, güzel yaratan, yarattıklarına şekil veren, en güzel adlar kendisinin olan Allahtır. Göklerde ve yerde olanlar Onu tesbih ederler. O güçlüdür, Hâkim’dir.” (Haşr 22-24)[2]

 

DERİ HASTALIKLARI

Şu ayetleri okursun;

أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّى يُحْيِي هَذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانْظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ ءَايَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? “Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?” dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, “Ne kadar kaldın?” dedi, “Bir gün veya bir günden az kaldım” dedi, “Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız kemiklerine bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz” dedi; bu ona apaçık belli olunca, “Artık Allahın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum” dedi.(Bakara 259)

(HAZZAZ)MANTAR, KIZARTI, KAPARIK HASTALIKLARI

Şu ayetler okunur;

فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ

“…Ateşli bir kasırganın(bora)kopmasıyla yanmasını ister?(Bakara 266)

(HURRAC)DERİDEKİ KABARCIK, TÜMÖR, YUMRU HASTALIKLARI

Şu ayetler okunur;

وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبِّي نَسْفًا

فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا

لَا تَرَى فِيهَا عِوَجًا وَلَا أَمْتًا

Sana Dağları sorarlar; de ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak, yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek; orada ne çukur, ne tümsek göreceksin. O gün, hiçbir tarafa sapmadan bir davetçiye uyarlar. Sesler Rahmanın heybetinden kısılmıştır; ancak bir fısıltı işitirsin.”(Taha 105-107)

 

GÖĞÜS HASTALIKLARI

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ

وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَ

الَّذِي أَنْقَضَ ظَهْرَكَ

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ

فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْ

وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ

1. Senin gönlünü açmadık mı?

2-3. Belini büken yükünü üzerinden almadık mı?

4. Senin şanını yükseltmedik mi?

5. Elbette güçlükle beraber şüphesiz bir kolaylık vardır.

6. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

7. Öyleyse, bir işi bitirince diğerine giriş;

8. Ve ümit edeceğini yalnız Rabbinden iste.(İnşirah)

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي

وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي

يَفْقَهُوا قَوْلِي

“Rabbim Göğsümü genişlet, işimi kolaylaştır, dilimin düğümünü çöz ki sözümü iyi anlasınlar.(Taha 25-28)

Okuma esnasına sağ elle hastanın göğsü ovulur.

Ayrıca Fatiha suresi, zemzem suyuna okunur ve bu su ile göğüs yıkanır ve içilir. Böylelikle göğüs kuvvetlenir ve ağrılar yok olur.

Ey Allahın kulu Sigara içmekten sakın, sigara içenlerin yanında bulunmaktan sakın ve çok konuşmaktan ve boş sözden de sakın.

Allahın kitabını okumakta ve onunla amel etme konusunda özen göster. Allahın kelimesinin yücelmesi için mücadele ver. Emri bil maruf ve nehyi an el münkeri terk etme. Salihlerin amellerinden olan gece namazları çokça kıl. Bütün bu amelleri gerçekleştirdiğinde Allahın izni ile mutlaka kuranın göğüslere şifa verdiğini ve sağlığa kavuştuğunu göreceksin.

-İbni Merdeveyhin(r.a)Ebi Said El-Hudri(r.a)den naklettiği hadisi şerifte: “Adamın biri rasulullah’ın(s.a.v)yanına gelerek, göğsünün ağrıdığını söyledi. Bunun üzerine Rasulullah(s.a.v)adama; “sana kuran okumanı tavsiye ederim” dedi.[3]

Hasta “İnşirah” suresini üç kere okur.

Ayrıca şu ayeti okur;

وَشِفَاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ

“…Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa…”(Yunus 57)

 

GÖĞÜS ÇIRPINTISI, KALP, MİDE VE CİĞER HASTALIKLARI

 

Fatiha suresi yedi kere zemzem suyuna okunur[4] daha sonra aç karnına içilir.

 

KALP HASTALIĞI

Kalbin kuvvetlendirmek ve rahatlatmak için denenmiş ve fayda görülmüş bir kıraat ise; kişinin sağ elini kalbinin üzerine koyarak uykudan önce“Mümin suresi”ni,  okumasıdır.  Sahableyinde yedi tane hurmanın -medine hurması olması güzeldir- üzerine yedi kere Fatiha suresi okuyarak Allahın bereketi ve bismillah diyerek yenir. Bunu uygularken de; israf, gece eğlenceleri ve Allah’ın zikrinden gafil olmamaya dikkat etmesi gerekir.

Allah’ı çokça zikretmek ve anmak kalbe rahatlık ve huzur verir. Rabbimiz kitabında:”Onlar inanmışlar, kalpleri Allahı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalpler ancak Allahı anmakla huzura kavuşur.” (Ra’d 28)

Sen Allahın kulu Dilini Allahın zikri ile her zaman meşgul tut.

 

BAĞIRSAK HASTALIKLARI

Bu hastalık çok yaygın ve birçok insanda görünen bir hastalıktır. Sebepleri ise farklıdır; psikolojik, organik, gıdasal sebeplerdir. Tıp henüz bu hastalığa bir kesin bir çare bulamamıştır. Ancak hastalara sakinleştirici haplar verilerek tedavi edilmeye çalışılmaktadır. Lakin İslami tıp çok eski dönemlerde bu hastalığa bir ilaç bulmuştur. Fakat bunun yanında korunma ve tedbir alma, perhiz yöntemiyle hareket etmek gerekir; kızma, yorulma, acı baharatlar, gazlı içeceklerden uzak kalmak gerekir. İlaç olarak ise; kimyon, baklagillerden; fasulye, bakla vb, helile ağacının meyvesi, balina ciğerinin yağı gibi gıdalar faydalı olmaktadır.

Bunların yanında “kuran” ile kişi tedavi edilebilir.

Bağırsak hastalıkları için şu ayetler okunur;

Fatiha suresi, ihlâs suresi, Nas ve Felak sureleri daha sonra şu okunur;

أعوذ بوجه الله العظيم و بعزته التي لا ترام و بقدرته الي لا يمتنع منها شيء من شر هذا الوجع و من شر ما فيه

 

TİTREME, ÜRPERME VE ZEHİRLENMEYE KARŞI

 

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

لِإِيلَافِ قُرَيْشٍ

إِيلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَاءِ وَالصَّيْفِ

“Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır.” (Kureyş 1-2)

Bu ayetler yedi kere hastaya okunur.

 

AKREB VE YILAN ISIRMASI

İbni ebi Şeybe(r.a)müsnedinde Abdullah bir Mesud dan(r.a)şöyle nakletmiştir: “

Rasullah(s.a.v)namaz kılarken, secde etmişti ki elini akrep ısırdı. Namazını bitirdikten sonra şöyle dedi; Allah akrebe lanet etsin. Ne nebi bırakıyor ve nede başkasını her kesi ısırıyor. Daha sonra su ve tuz istedi ve akrebin ısırdığı yere tuz ve su koyarak ağrı kesilinceye kadar İhlâs, Nas ve Felak surelerini okudu.(Musannef 12/152)